Zaruri iş ve ihtiyaçlar haricinde lüzumsuz dünyevî meşgaleleri terk etmek lazımdır. Çünkü fânî ve geçici dünyanın aldatıcı işlerinin peşinde koşmak, gölgeyi takip etmek gibidir. Gölgeye ulaşmak ise mümkün değildir. İnsan, azīz olan ömrünü bu yolda harcarsa, kendini aldatmış olur. Zira; "Rabbine dön!" emr-i celîline icâbet edince bütün gayretlerinin boşa gittiğini ve hakîkî vatan olan kabir için gereği gibi tedarikte bulunmadığını görür. Ebedî saâdeti kazanmak maksadıyla Alemlerin Rabbi'nin yolunda gayret sarf edenler ise iki tarafı da kazanmış olurlar.
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Kastamonu'da ehl-i takva bir zât, şekva tarzında dedi:
"Ben sukut etmişim. Eski halimi ve zevkleri ve nurları kaybetmişim."
Ben de dedim: Belki terakki etmişsin ki,
nefsi okşayan
ve uhrevî meyvesini dünyada tattıran
ve hodbinlik hissini veren
zevkleri, keşifleri geri bırakıp, daha yüksek makama,
mahviyet
ve terk-i enaniyet
ve fâni zevkleri aramamak ile uçmuşsun.
Evet bir ehemmiyetli ihsan-ı İlahî; ihsanını, enaniyetini bırakmayana ihsas etmemektir.. tâ ucb ve gurura girmesin.
Kardeşlerim! Bu hakikata binaen, bu adam gibi düşünen veya hüsn-ü zannın verdiği parlak makamları nazara alan zâtlar, sizlere bakıp içinizde mahviyet ve tevazu ve hizmetkârlık kisvesiyle görünen şakirdleri âdi, âmi adamlar görür ve der:
"Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydan okuyan? Heyhat! Bunlar nerede, evliyaları bu zamanda âciz bırakan bu kudsî hizmet mücahidleri nerede?"
diyerek dost ise inkisar-ı hayale uğrar, muarız ise kendi muhalefetini haklı bulur.
Said Nursî
Şualar - 317
Tıpkı güneş ışığının -tıpkı fâni insan ömrü denen o ışık gibi- gündoğumunda da günbatımında da hüzünlü olması gibi, ayışığı da hep hüzünlü değil midir zaten?
Ben insanın imansızından korkarım Feride Hanım. Sanırım pekâlâ bilirsiniz ki şu fâni âlemin neresinde olursa olsun, küçük bir çocukla yalnız bir kadın her zaman iyilik demektir.