Kitaba başlıyorsunuz efenim sonra bir film izler gibi akıyor gidiyor sayfalar hem bu kadar hızlı hem bu kadar yavaş ilerleyen ve okuyucuya "hadi ama ne olacaksa olsun" dedirten. Ama bir taraftan da bitmesini istemediği bir serüven sürükleyen çok az kitap vardır. Denklem bu yani (okuyanlar anladı )
Kitap Uzunharmanlar'da ev kiralayan Musa'nın kiraladığı evin esrarengiz sesleriyle yüzleşmesi ile başlıyor. Musa durur mu düşüyor işin peşine.. Sonrası olaylar olaylar olaylar..
İlk kez Sezgin Kaymaz okumuş biri olarak gerçeküstü kitapları sevdiğime bir kere daha karar verdim.
Kitap sizi hafif hafif ürpertse de çoğu yerde kahkaha atarak okuyorsunuz. Olaylar arasında bazen kopukluklar, tutarsızlılar hafif hafif canınızı sıkıyor ama bunların sebebini kitabın sonunda mutlaka öğreniyorsunuz.
Yazarın dili bu kitapta (Çünkü diğerlerini bilmiyorum kıyaslayamam) hınzır bir oğlan çocuğu kapıdan bakıvermiş de kaçmış gibi. İzlediğim, dinlediğim Sezgin Kaymaz'ın kişilik özelliğinin de bu yönde olduğunu düşünüyorum ki diline yansıması çok tatlı olmuş.
Musa ve Leyla'nın dialogları o kadar samimi ve eğlenceli ki gidip ikisine de "gelin lan buraya sıpalar" diyesiniz geliyor. Öyle bir şefkat doluyor kalbinize.
Karakterler İstanbul insanının yansıması Kirkor bey'den dindar komşu teyzeye, polis emeklisinden,konsimatris bir kadına oldukça kozmopolit bir yelpaze.
Dili çok akıcı ve edebi olacağım kaygısından uzak ki yazar yine okuduğum makalelerde bu kaygıyı duymadığını belirtiyor. Çünkü gerçek hayatta kimse "anneciğim bir bardak su alabilir miyim?" demiyor. "anne suuu" demek yeterli.
Kitabın bu kadar iyi gelmesinin bir nedeni de bu. Alt kat komşunuz nasıl geğiriyorsa kitaptaki karakterde öyle insan.
Kitap boyunca Musa'nın kusma hissini bizzat onunla yaşıyorsunuz. Ki okurken maden suyu içmişliğim
Merhaba kitapsever dostlarım, iç dünyanızda mutluluğun kapısına kadar gittiğiniz ve sorgulamaya başladığınız bir kitap okuma serüveni ile karşınızdayım.
Mutluluk nedir? Nasıl bir duyumdur da insanın en büyük hedefidir? Mutluluk bir sonuç mu yoksa sürecin verdiği o zevk midir?
İnsan olarak en büyük sıkıntımız belki de yetinememektir. Şükredememek, elindekinin sana verebileceği maksimum mutluluğu heybene yükleyememek.Bir fazlası yetmez iki fazlası üç fazlası belki de en fazlası neyse o amaca hizmet ederken buluruz kendimizi. Biz bir şeyler ortaya çıkarma,var etme yani bir inşa süreci ile doyum alıyoruz da bu yapılanların yansımasının hayatımızı en çok etkileyen kısmı yani iç dünyamıza neden uygulamıyoruz? Biz en değerli pozisyonda olan benliğimizi neden sevip değerler katmakla uğraşmıyoruz? Emek ve alınan sonuçla bu uygulamanın bizi nerelere taşıyabileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Yazar kalemiyle bu sorularımı öyle aydınlattı ki bilinç,farkediş ve kabulleniş ışığında mutluluğa giden yepyeni bir yol kazandırdı bana.
Yazarın dili öyle yargılayıcı bir üslupta değil de seni anlayan seninle sohbet eden bir dost gibi yumuşak. Kitapta bolca yer verilen ayetler,hadisler,kısa hikayeler ve alıntılar kitabın duygusunu pekiştirip atmosferini güçlendirmiş. Ruhunuza iyi gelecek bu yolculuğa çıkmak isterseniz tavsiye ederim.
Mutluluğun İnşasıMecit Ömür Öztürk · Timaş Yayınları · 2026187 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Farkediş, özümseyiş, mücadele.
Tam anlamıyla bağımlılıkla mücadele için yazılmış bir kitap değil. Ekran süresinin dünya çapında önüne geçilemeyecek derecede artmış olmasından rahatsızlık duyan yazarın vaftiz oğlunun halinden duyduğu rahatsızlık hikayesi ve süreçte gelişen bir süre kendini internetten tamamen uzakta bir adaya atması ile yaşadıkları, hissettikleri farkettikleri ile başlıyor kitap. Daha başlarda merakla içine çekiyor okuyucuyu. Kendini ve etrafını sorgulamaya başlatıyor. Ben de mi ? Araştırmalarla konunun anlatımı çok iyi desteklenmiş. Anlatım basit dümdüz. Herkes okusun diye sanırım. Bulabilirseniz alın.
Tarihsel süreçte günümüzü etkileyen gerek kapitalist gerek politik etmenler, insanların değişen ve sözüm ona gelişen dünyaya ayak uydurma çabaları ile daha iyi mi gidiyoruz gerçekten sorusu.. Daha tüketen bir dünya toplumuyuz, daha müsrif, daha korkak, daha yalnız ve daha bağımlı. Ekrana, sonsuz kaydırmaya, e ticarete, yapay besinlere, katkı maddelerine, plastiklere.. İklim krizi demiyorum, bilinçsiz insanlarız diyorum. Yediğimiz şeylerin değişiminden savaşlara, gördüğümüz çevrenin bozulmasından siyasi rekabetlere her şey bizi bu hale getirdi ve bireysel ya da azınlıklar hariç kimse " bir dakika ya, n'oluyo?" Demedi. Diyemiyor. Diyecek mi bilmiyoruz, zira bireysel farkındalık çocukların hepsini birden korumaya maalesef yetmiyor. Hatta bireysel farkındalık bazen bir sokağın çöpünü, bir mahellenin havasını bile temizlemeye yetmiyor .. Üzgünüm. Hayatım boyunca sanırım birkaç defa daha okurum.
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,3bin okunma
Eser XV. Louis döneminde Fransa'da aristokrat bir kadının gözden düşüşü, sürgün edilişi ve yaşadığı ruhsal çöküntüyü anlatır. Madam De Prie, ilk başta bu gözden düşmeyi kabul etmez ve kendine sürekli yalanlar söyler. Kendini ve etrafındakileri kandırma eğiliminde olan Madam De Prie malikanesinde eğlenceler düzenleyerek o özlem duyduğu eski hayatına geri dönmek ister.
Zweig, bu kısa öyküde zirveden dibe çöküşü anlatırken insanoğlundaki kibrin, benlik duygusunun beslenmediğinde sonunun bir trajediye dönüşebileceğini gösterir. İnsanı hayata bağlayan şeyler lüks, güç gibi ego tatmin edici arzular olursa sonunda elinden oyuncağı alınmış Madam gibi aynada bomboş bir yüz ifadesi görür. Madam De Prie'nin kaybolan sadece yüzü değildir.İradesi, arzuları, hatıraları onu o yapan herşey bir oyuncağın elinden alınışı gibi acımasızca koparılmıştır.Artık tutunacak bir anlam, yürüyecek bir yol yoktur. yaşamak yalnızca boş bir kabuğu taşımaktır.Ve bu farkediş ölümü bir kaçış değil, son kalan irade kırıntısı olarak önüne koyar.
Eser tek seferde bitirmelik kısa bir kitaptır. Ben uzun kitaplar okuyamam diyorsanız eğer bu tam sizlik bir kitap.Kısa, okuyucuyu yormadan, ama bir o kadar da derin anlamlar çıkarılabilen bir Stefan Zweig eseridir.
İyi okumalar.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma
Evladını aniden kaybeden 2 ebeveyn.. 2 farklı yas tutma şekli..2 farklı duygu ve 2 farklı deliriş...ailelerin ebeveyn olma ve hayatı devam ettirme alışkanlıklarının yanında ertelenen paylaşımlar.. yaş sürecinde farkediş ve sonrasında yapamadıklarızla gelen pişmanlıklar..
Naif, sıcacık ve hüzünlü bir hikaye.
Ölüm yolculuğunda yapılan geç kalınmış sorgulamalar. Ölümün varlığı bu kadar gerçekken ısrarla bu durumla yüzleşmeme çabası. Nihayetinde ölüme en yakınken her şeyin anlamsızlığını farkediş.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma