Ab- Hayat: İçen kişiyi ölümsüz kıldığına inanılan su. Ölümsüzlük suyu, bengisu Aciz: Acz: Güçsüz, gücü yetmeyen; güçsüzlük, yetersizlik. Adem: 1. İlk peygamber 2. Insan, insanoğlu, Âdemoğlu. Adem: Yokluk, hiçlik. Ahiret: Ahret: Öteki dünya, öldükten sonra gidileceğine inanılan dünya Akdoğan: Kuşları avlayıp sahibine getirmeye alıştırılmış yabani doğan. Ali: Hazreti Ali. Anka Kuşu: Küllerinden yeniden doğan efsanevi kuş. Zümrüdüanka Kuş. Simurg, Otuz Kuş da denir. Arş: Bir şeyin en üstü, tavanı, gökyüzünün en yüksek katları. Atesperest: (Bkz. Zerdüşt) Ay-Balık: (Farsça: Mah-Mahi) En yukarısı yerine Ay, en aşağısı yerine Bali denir. En üstten en alta, her şeyi içine alan demektir. Aymak: Ayılmak, kendine gelmek, aklı başına gelmek. Ayyar: Melamiliğin savaşçı ve asker kesimi. Babil: Babil kenti ve eski bir uygarlık adı. Bağdat: Bağdat kenti.
SÖZLÜK, YAZAR ve AMACI, SON SÖZ
Zaman, sevgi, Farsça ver; Hayyam girdi düşüme, Verdiler; bin teşekkür eşime, kardeşime. Eyuboğlu, Fitzgerald, yürek gücü verdiler; Zeynel Bey, Semra Hanım; yağ, bal kattı işime!
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İdari Baskı: Yönetimden Dışlanma
Abbasi döneminde Türkler, askerî güçlerini hızlı artırırken idari-bürokratik alandan uzun süre dışlanmış kaldılar. Bu asimetri, Türk toplumunun İslam medeniyetiyle entegrasyonunun nasıl gerçekleştiğini belirleyen kritik bir faktördü. İslam âlemindeki yerimiz, daha doğrusu Türk olmayanların Türklere uygun gördüğü görev, İslam âleminin ordusu olmak, gerektiğinde ve hiç gerekmediğinde ölmek, her şeyin karşılığını öldükten sonra beklemekti. Yönetim dili Farsça; dinî otorite Arapça, taşra ve ordu dili Türkçe... Bu hiyerarşik dil düzeni, Türk toplumunun kendi tarihini ve kimliğini yazılı formda koruyamamasının en büyük nedenlerinden biriydi. Dil bir güç aracıdır. Bürokraside dili olmayan, tarihini başkalarının kaleminden okumak zorunda kalır.
Sayfa 42
Alıntı
Osmanlı'da çeşitli mesleklerde, sanatlarda kabiliyetli kişilerin oluşturduğu birlik ehl-i hiref olarak isimlendirilmiştir. Bozdoğaniyan ( بوزدغانیانcemâat-i bozdoğaniyân-ı hâssa): Saray için gürz adı verilen, topuz, şeşber gibi savaş silahları hazırlamakla muvazzaf olan bölük. Destivan دستوان (cemâat-i destivane-i hâssa): Sultanın ve maiyetinin av esnasında giydikleri destivan adı verilen özel eldivenleri üretmekle vazifeli olan bölük. Efsârdûzân اسفار دوزان (cemâat-i esfârdûzân-ı hâsaa): Yularlar, dizginler yapan grup. Kardgeran كارد گران (cemâat-i kardgerân-ı hâssa): Kârd كاردFarsça bıçak demektir. Sultan ve sarayın ileri gelenleri için sanatsal değeri olan bıçak, hançer vb. kesici aletleri üretmek ve bunların süslemeleriyle vazifeli bölük. Niyamgeran ( نیامگرانcemâat-i niyâmgerân-ı hâssa): Niyam kın demektir. Kılıç, bıçak, hançer gibi aletlerin kınlarını hazırlamakla vazifeli bölük. Müşâharehoran (cemâat-i müşâharehoran-ı hâssa): Sarayda görev yapan şairler, müzisyenler ve çeşitli ulema sınıfı mensuplarının yer aldığı bölük. Müteferrika ( متفرقەcemâat-i müteferrikagân): Müteferrika, diğer sanatçı ve zanaatçıların toplanmış olduğu grup. Arşivlerde cemaat-i müteferrika-i ehl-i hiref olarak da geçer.
Farsça olarak söylenen (Mesnevi) şiirler nekadar güzel..
Ey o insan, hali perişan, taptığındır hayalinde tutuşan. Halk kısmı o cemalden, o kemalden, olur, atınca ona hayalden bir nişan. Başta hayal olsa da sevdiğinden, sevilen değil, başka hayaldir oluşan.
İran'ın fethinin yapısal sonuçları
İran'ın fethinden sonra Müslüman yönetimin önünde iki seçenek vardı: Farsça konuşan nüfusu tamamen Araplaştırmak ya da mevcut yönetim yapısını muhafaza ederek yutmak. İkinci yol seçildi. Bu pragmatik tercih, uzun vadede İslam medeniyetinin Farslı bir idari ve kültürel renk kazanmasını beraberinde getirdi. Türklere ulaşan İslam, büyük ölçüde bu Farslı süzgeçten geçmiş İslam oldu. Bu durum, yalnızca kültürel değil, siyasi açıdan da kritikti. Türkler, İslam'ın fatihleriyle değil, o fatihler tarafından fethedilmiş bir başka halk aracılığıyla İslam'ı tanıdı.
Sayfa 23
Alıntı