Cesur Yeni Dünya... Aldous Huxley öyle bir ütopyayı okuyucuları ile buluşturuyor ki kitap sonlandığında dahi kafanızda halen devam eden bir olay örgüsü var gibi hissediyorsunuz. İki taraftan oluşan bir insanlık karşımıza çıkıyor. Biri insanların haz ve mutluluk için yaşayıp tüketici, sorgulamayan ve düşünmeyen taraf, diğer taraf ise tam tersi fazla düşünüp kendini hazlardan, günah olarak bildiği şeylerden aşırı şekilde uzak durup gerektiğinde kendini cezalandıran bir taraf. John karakteri ikinci tarafı temsil ediyor bir yandan haklı sebepler ile Mustafa Mond'u yani Denetçi düzeni denetleyen karakteri köşeye sıkıştırmaya çalışırkne Mond ise düzenin bu şekilde olmasının insanlar için daha yararlı olduğu fikrinde. İki tarafın çatışmasına şahit olduğumuz kitap için düşüncem iki tarafında ortasıdır diyebilirim. Mutluluğumuzu ne hazlar peşinde koşarak her şeyi olabilir görerek sağlamalıyız ne de bağnaz her şeye kapalı bir zihniyet ile kendimize zulmetmeliyiz. Düşünüp, çalışıp, okuyup, inanıp, sevip ve yeri geldiğinde üzülüp yaşamalıyız. Bu da kendi ütopyamız olsun :) Çünkü yaşadığımız dönem Aldous Huxley'in anlattığı hazcı, yapay, duygusuz, düşünmeden yoksun olan tarafa yaklaşmakta... İşimiz zor... Kendimizi ve ütopyamızı koruyalım.