Ölümün zaferinin yanı başında, imkânsız bir kışın kasıp kavurduğu bir bahçede, buzların kilidi çözülür çözülmez başlayan o acayip baharlar gibi, yavaş yavaş hayatın türküsü yükseliyordu.
İki insan arasındaki kıymetli yakınlıklar bir seferde, aniden bitse, bıçak gibi kesilse yine acı olur ama bitişi seyretmek, sahip olduğun şeyin elinden kayıp gidişini anbean hissetmek en fenası. Kayıyor, kayıyor, hâlâ bir parçasına dokunuyorsun ama artık tutamıyorsun. Ne zaman tümüyle avucundan akıp gideceğini düşünerek korkuyla, acıyla, can çekişen birinin başında bekler gibi çaresizce bekliyorsun. Bu en fenası.
Derken güneş alacalı peçesini indirip yüzünü gösterdi. Gerilen atlasın orta yerinde narin, nazenin yükselerek,“Ey uykucular, dertliler, hastalar ve karasevdalılar, bitmez sandıysanız yanıldınız, bir gecenin daha sabahı geldi" diye kendini müjdeledi.