Fatmanur Güneş

Fatmanur Güneş
@fatgun
Reklam
Hata işlemiş bir çocuk gibi sustu. Mahcup olmuştu, söz söyleme yetersizliğinin acı acı farkındaydı. Okuduğu şeyde, hayatın büyüklüğünü ve sıcaklığını duymuştu, ama konuşması yetersizdi. Duyduğunu ifade edemiyordu, kendini, karanlık bir gecede, bilmediği bir gemide, alışık olmadığı tayfa halatlarının arasında el yordamıyla dönen bir gemiciye benzetti. Öyle olsun diye karar verdi, bu yeni dünyaya alışmak, ona kalmış bir şeydi. İstediği zaman yöntemini öğre- nemediği hiçbir şey görmemişti daha; işte şimdi, içindekileri kızın anlayacağı gibi anlatmayı öğrenmek istemesi için de uygun zamandı. 'Kız', onun ufku üzerinde gittikçe büyüyüp, irileşiyordu.
Genç adam, gümüş gibi kahkahası var, diye düşündü kendi kendine, çın çın öten gümüş çanlar gibi; o anda, bir an için, uzak bir ülkeye götürüldü; burada pembe kiraz çiçekleri altında bir sigara yakmış, göğe baş veren pagodanın, saz sandaletli rahiplerin Allah'a çağıran çanlarını dinliyordu.
O, sallanan, titreyen hayal arasından, tıpkı bir serabın arasından bakıyormuş gibi, orada oturmuş, sanattan, edebiyattan söz eden kadına baktı. Bir yandan da dinliyordu, ama bakışlarının sabitleştiğinin ya da yaratılışının esas itibariyle erkekçe olan her yönünün, bakışlarında ışıldadığı gerçeğini fark etmeksizin bakmaya da devam ediyordu.