Bir zamanlar kendim de yazı yazmaya, hatta ufak
şiirler karalamaya kalkmış, fakat bundan çabuk vazgeçmiştim:
İçimdekileri herhangi şekilde olursa olsun dışarıya vurmak korkusu, bu
manasız ve lüzumsuz ürkeklik yazı yazmama mâniydi. Yalnız resim
yapmaya devam ediyordum. Bu iş bana, içimden bir şey vermek gibi
gelmiyordu. Dışarıyı alıp bir kâğıda aksettirmekten, bir
mutavassıtlık-tan ibaret görünüyordu. Nitekim işin böyle olmadığını
anlayınca bundan da vazgeçtim... Hep o korku yüzünden... Resim yapmanın da bir nevi ifade, bir iç ifadesi olduğunu İstanbul'da
ve Sanayii Nefise mektebinde, hiç kimsenin yardımı olmadan, kendi
kendime öğrendim ve mektebe devam etmez oldum. Zaten hocalar da
bende fazla bir şey bulmuyorlardı. Evde veya atölyede karaladığım
şeyler arasından ancak en manasızlarını gösterebiliyor, bana dair
herhangi bir şey ifade eden, içinde benden herhangi bir şey bulunan
resimleri büyük bir titizlikle saklıyor ve ortaya çıkarmaktan
utanıyordum. Bunlar tesadüfen birinin eline geçse, çıplak ve mahrem
bir halde yakalanmış bir kadın gibi şaşırıyor, kıpkırmızı oluyor ve kaçıyordum.
Kadın, benim için, muhayyilemi kamçılayan, sıcak yaz
günlerinde zeytin ağaçlarının altına uzandığım zaman yaşadığım bin
bir türlü maceraya iştirak eden, maddilikten uzak, yaklaşılmaz bir
mahluktu.
Bir gece
için bu kadarı çoktu bile... Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf
etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim... Bu hal
gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek
talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.
Sonra, bir şey arıyormuş gibi gözlerini yüzümde gezdirerek:
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi. "Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim...
Öyle bir haliniz var ki..."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil...
Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri... "
Hiçbir şey anlıyor musunuz, hiçbir şey
istemeyeceksiniz... " Sonra meçhul bir düşmanıyla kavga ediyormuş
gibi hırçın bir sesle devam etti: "Dünyada sizden, yani bütün
erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf
böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için...
Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart
değil... Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini
kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki...
Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark
etmemek için
kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman
düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kâfidir.