Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, he-
saplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz
ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.
O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar
birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine
koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının
karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve
zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak
ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek
ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrümce konuşsam
bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden
geçen her şey için: "Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?" de-
miştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, sırf
mukavemet edilmez bir hissin, bir peşin hükmün tesiriyle nasıl: "Bu
beni anlamaz!" demişsem, bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa
dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: "İşte bu beni
anlar!" diyordum...