"Destan kahramanlarının yerine koydu kendisini... Bir çesit Allahlık özentisidir bu... İnsanları, insancıl yasalarla yargılamaktan çıkmaktır. Kendilerini kutsal misyon yüklenmiş sayanların zulme varan, orada rahatça yerleşen bağışlamazlığı? En korkunç alçaklık...”
"Siz bu işi biraz çaprazından almışsınız. Mustafa Kemal'in bir sõzù var. Hiç duydunuz mu?"
"Ne üstüne?"
"Kuvayi Milliye'ye inanmayanlar üstüne... İlk yıllarda kendisine zorluk çıkaranları sonra neden bağışladığını sormuş da bir arkadaş... 'Hak veriyorum,' demiş. 'Ben Erzurum'dan İzmir’e bir elimde tabanca, bir elimde idam direklerimle geldim!' demiş... "Herkesin harcı değil bu,' demek istiyor."
'Aslında bu bizim Kuvayi Milliyeciler bir başka insan soyu, dedi. Ne demek ‘Bir başka insan soyu? Anlayana aşk olsun,’ İyidir, hoştur bizim doktor, gel gelelim, sözleri pek anlaşılmaz! Çünkü karışık söyler. 'Bunlar iyi yetiştirilmiş savaş atlarına benzer,' dedi, doktora kalırsa bu senin baban gibi herifler savaşsız yapamazlarmış... Savaş atları saldırı borusunu duyunca nasıl kafayı dikerlerseymiş... Bunlar da öyleymiş... İflah olmak yokmuş bunlara… Savaşsız kaldılar mı bir şey tuttururlar, kendilerine dert edinirlermiş… Hasılı, senin doktor amcan, ‘Bunlar,’ dedi, ‘yirmi dört saatte bir kere vatanı kurtaramazlarsa, sapıtırlar!’