Benden daha ne olur, yürür yalan söylerim
bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın
sende noksan bulmadım şu yerle gök yanarken
attığımda o oku ben atmadım sen attın
Rab bu nasıl denizdir yüzme bilen kuşu yok
içimde acır bir şey bu gösüme ne kattın
anlar gibi olmuştum yetmiş üçte bir cuma
attığımda o oku ben atmadım sen attın
Geçer gider hacegân ve ahûlar ve zaman
acır bir şey içimde bu göğsüme ne kattın
bilmem değmişse bile ağa yahut karaya
attığımda o oku ben atmadım sen attın.
Süleyman Çobanoğlu
Bir resmi, nitelikleri üzerinden idrâk etmeye çalışan, pek çok şey bilir ama estetik zevk alamaz; üzerine konuşur; hemhâl olamaz. Benzer biçimde bir şiiri teknik, dilsel, yazıldığı döneme ilişkin bağlamsal nitelikleriyle okuyan kişi, şiiri istidlâlî olarak idrâk edebilir; ancak onu bir bütün olarak anlayamaz. Söylendiği üzere şiir bülbüle benzer; biçimsel yorum ile şiiri anlamaya çalışmak, bülbülü eti için öldürmek demektir.
İlginçtir ki XVIII. yüzyıla değin, Batı Avrupa'da evlerde oda yoktur; büyük bir salonda yaşanmakta ve yatılmaktadır; salonda kullanılan eşyaya Fransızcada mobilya denilmesinin nedeni budur; mobilya, sabah akşam mobil halde yani hareketli halde olan şeyler.