Okuru modern hayatın içinde kaybolan değerler üzerine düşünmeye davet ediyor. Gelenek ile modernleşme arasındaki gerilimi didaktik bir söyleme sapmadan, semboller ve karakterler üzerinden ustalıkla işliyor. Eserin merkezindeki “gül”, sadece bir çiçek değil; sabrın, inancın, hatıranın ve insanın kendi özüyle kurduğu bağın simgesi hâline geliyor.
Sayfa sayısı bakımından kısa olmasına rağmen bıraktığı düşünsel etki oldukça uzun sürüyor.
Bu nedenle kitap, hızlı tüketilecek bir metinden çok, üzerinde durup düşünülerek okunması gereken eserlerden biri. Toplumsal değişimin birey üzerindeki etkilerini, yabancılaşmayı ve insanın kendine dönüş arayışını anlatırken okura kesin cevaplar vermiyor; sorular sorduruyor.
Gül Yetiştiren Adam geçmiş ile bugün arasında köprü kurmaya çalışan, her okuyucunun kendi hayatından izler bulabileceği güçlü bir roman. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda karakterlerden çok onların temsil ettiği değerler ve sorgulamalar kalıyor.