Levin, kendisinin ne olduğunu ve niçin yaşadığını düşündüğü zaman cevap bulamıyor ve umutsuzluğa kapılıyordu; fakat bunu kendine sormadığı zaman, sanki ne olduğu ve niçin yaşadığını biliyormuş gibi kesin ve kararlı davranıyor ve yaşıyordu.
Hiç kimsenin onu yemeğe çağırmadığı umutsuz açlık günlerini anımsadı. Yemeğe asıl o zaman ihtiyacı vardı, gıdasızlıktan güçsüz düşmüştü, baygın haldeydi ve büsbütün aç kaldığı için kilo kaybetmişti. Terslik buradaydı işte. Akşam yemeği istediği zamanlarda kimse sunmamıştı ona bunu, şimdiyse yüz binlerce akşam yemeği yiyebilecekken ve iştahı kapanırken her tarafı akşam yemeği olmuştu. Ama neden?