Hac yolculuklarının son bölümleri genellikle tören alayı şeklini alır. Katı anlamda sonuç ancak bir anlatının sınırları içinde mümkündür. Anlatıdan ve ayinden arındırılmış bir dünyada son, acı ve rahatsızlık veren bir kesinti olabilir ancak. Yalnızca bir anlatı çerçevesinde son bir tamamlanma olarak görünebilir. Anlatı görünüşünden yoksun her son mutlak bir kayıp, mutlak bir eksikliktir. İşlemci anlatıyı bilmez, o yüzden de sonuca varmayı başaramaz. Hac yolculuğu anlatısal bir olaydır. Bu nedenle de hac güzergâhı olabildiğince hızlı katedilmesi gereken bir geçit değil semantik açısından zengin bir yoldur. Kefaret, şifa ve şükran gibi anlamlarla yüklüdür yolculuk. Bu anlatısallık nedeniyle hac yolculuğu hızlandırılamaz. Bunun yanı sıra hac yolu bir Ora’ya geçiştir. Hacı, zaman açısından, selamete kavuşmayı umduğu bir geleceğe doğru yolculuk etmektedir. Bu anlamda turist değildir. Turist, mevcut zamanda, burada ve şimdide kalır. Gerçek anlamda yolda değildir. Yolların kendine has bir anlam ve önemi yoktur çünkü görülmeye değer değildirler. Yolun zengin semantiği, anlatısallığı turistin bilmediği bir şeydir. Yol anlatı gücünü hepten yitirir ve boş bir geçit haline gelir. Zaman ve mekânın bu semantik fakirleşmesi, anlatısallıktan yoksunluğu müstehcendir. Anlatısal gerilimi oluşturan geçiş ya da engel şeklindeki olumsuzluktur. Şeffaflık zorlaması bütün sınırları ve eşikleri ortadan kaldırır.