Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın Romanında Baba-Oğul İlişkisi ve Batı-Doğu Mitolojilerinin İzleri:
Orhan Pamuk’un 2016 yılında yayımlanan Kırmızı Saçlı Kadın romanı, modern İstanbul’un hızla değişen banliyölerinde geçen bir hikâye üzerinden, geleneksel baba-oğul ilişkisini ve Doğu-Batı kültürlerinin kesişim noktalarını derinlemesine işler. Roman, Cem adındaki bir gencin, ustası Mahmut ile birlikte kuyu kazma işine başladığı 1980'li yıllarda şekillenen hikâyesini anlatırken, batı ve doğu mitolojilerinden izler taşıyan bir yapıya bürünür. Bu bağlamda, Orhan Pamuk, Sophokles’in Kral Oidipus ve Firdevsi’nin Rüstem ile Sührab adlı eserlerinin tema ve yapılarından faydalanarak, romanını iki temel mitolojik öykü üzerinden biçimlendirir. Roman, bir yandan İstanbul’un toplumsal ve mekânsal değişimini aktarırken, diğer yandan bireysel kimlik ve toplumsal değerler üzerine derin bir sorgulama sunar.
Baba-Oğul İlişkisi ve Mitolojik Yansımalar:
Kırmızı Saçlı Kadın, baba-oğul ilişkisini merkeze alarak, hem bireysel hem de toplumsal düzeydeki çatışmaları işler. Bu ilişki, özellikle Sophokles’in Kral Oidipus ve Firdevsi’nin Rüstem ile Sührab hikâyelerindeki temel motiflerle benzerlik gösterir. Kral Oidipus, oğulun bilinçsiz bir şekilde babasını öldürmesi ve annesiyle evlenmesi üzerine kurulu bir trajedi sunarken, Rüstem ile Sührab da benzer şekilde bir baba-oğul ilişkisinin trajik sonla noktalanan hikâyesini anlatır. Pamuk’un romanında, Cem’in Mahmut usta ile olan ilişkisi, bu mitolojik anlatıların modern bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Cem, Mahmut usta ile sadece bir iş ilişkisi kurmakla kalmaz; ona bir baba figürü gibi de yaklaşır. Ancak Mahmut’un kaybolması ve Cem’in kendi içsel yolculuğu, bir anlamda onun kendi kimliğini ve geçmişini sorgulamasına yol açar. Romanın
“Sıkıntı, kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısıdır… boşluğun açığa çıkmasıdır, hayatı destekleyen -ya da icat eden- o sayıklamanın kurumasıdır…”