Gidiyorsun demek... Git o zaman, koy beni yalnızlığa, bırak beni hüzünlere. Terk et kaderime. Ama bilirsin, hani Oğuz Atay diyor ya: "Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma. Boşuna mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna." Ben de sana söylemiştim aslında. Şimdi tekrar yalnızlığıma alışıyorum. Merak etme, yine mağaramdayım. Tek bir farkla; bu sefer bir daha çıkmamayı düşünüyorum. Bir daha yorulmak, alışkanlıklarımı kaybetmek istemiyorum.
Gitmek zor mu? Ben hiç gitmedim, bilmiyorum. Eminim kalmak kadar zor değildir. Sessizce birinin seni terk etmesini izlemek kadar değildir. Ama olsun, sen kalma. Git. Koy beni sensizliğe, bırak derin düşüncelere, terk et acılara. En tuhafı ne biliyor musun? Ben seni Şükrü Erbaş’ın sevgisi gibi sevmiştim. Bir zamanlar benim “Ömür Hanım”ımdın sen. Ama şimdi anlıyorum ki Ömür Hanımlar hep ölür, hep gider; seni öylece dünyayla baş başa bırakır.
Artık anlıyorum. Yazarı yazar yapan şey terk edilişleri, sevilmeyişleri, yalnızlıkları, acıları, kederleri ve yüreğinde sakladığı hüzünleridir. Ben de kalbimdeki tüm olumsuzluklara minnettarım. Bu noktaya beni onların getirdiğini biliyorum.
EYLÜL ALTUNTAŞ
Çocuk kalbin hep seninle olucak kıymetini bil ve onu koru senden geriye kalbinin güzelliği kalıcak sadece, büyüyene kadar dünyalar kadar sevgi doldurucaksın ona ama sakın israf etme olur mu?