Bu dünya, Lale'lerle Osman'ları aynı hayat safına koyduğu halde, birbirlerini tanımamak, anlamamak, hatta görmemek için üzerlerine efsun okumuş, aralarını gizli bir berzahla ayırmış!
"Sen dümensiz, küreksiz bir kayık gibi başı boş yelken açmış gidiyorsun. Halbuki hayat yolu, bir yarış ihtirasıyla koşularak geçilmez. Menzilin neresi? Dur biraz, dinlen, pusulanı aç bak, gittiğin yeri gör! Herkes bir teknenin sahibidir ve hayat seferi esnasında onu idareden mesuldür. Dur biraz, etrafını araştır ve teknene, görülmesi, bilinmesi icap eden kıymetleri bul ve yerleştir!"
"Bal bal demekle ağız tatlı olur mu dayıcığım? İrade ve doğruluk lafzı da, en doğru en iradeli geçinenlerde bile çok defa zevki ve lezzeti varlığımıza sirayet etmemiş bir kelime halindedir. Doğru adam, yalnız iş hayatında para çalmayan, başkalarının zararında kendi menfaatini aramayan kimse midir? Bence doğruluk, kendi vücudu memleketinin gizli, aşikar ihtiraslarına hakim olarak, hırsı, tamahı, kibri ve gururu silebilmektir. Bunları yapabilen, zaten hayatın dış yüzünde de doğrudur. Hatta ihtiraslarını ezecek iradeye zahip oluş da doğruluğun icabıdır. Bence kökten ayrı düşmüş kupkuru fakat dosdoğru bir dal olmaktansa, biraz eğri, fakat yaş ve semere(meyve) verici bir dal olmak evladır."