Samiha Ayverdi beşeriyetin hilkat ruhuna yakışan bir ahlaka sahip ve bu ahlakı dava haline getirmiş mutasavvıf bir yazardır. Bu davasını kitaplarına da çok iyi bir şekilde yansıtmış hayat karanlığımıza meşale olmayı başarmıştır. Savunduğu düşünce ve temel inancını anlatmaya İsmet Binark’ın şu sözü yeterlidir. ‘’Samiha Ayverdi’nin inandığı ve ifade ettiği temel fikir sevgi ve imandır. Telkin ettiği duygu ve düşüncelerin kaynağı ise güzel ahlaktır; tarih şuurudur. Mazi bereketleridir… Bizi biz yapan değerlerdir.’’ Diyerek Ayverdi’nin düşüncelerini en iyi şekilde yansıtmıştır.
Samiha Ayverdi , ilahi aşk merkezli bir alem görüşünü anlatmaya çalışmış, insanın hem gönül hem de akıl dünyasına yani madde ile mana dünyasına hitap etmiştir. Onun fikirlerinin temelinde insanlığı güzel ahlaka, kendimizi bilmeye, bu idrakle yaşamaya ve manamızı öne çıkarmaya davet vardır ve Samiha Ayverdi’nin eserleri insanların gönül dünyalarına ışık tutmakta, madde ile mana, bedenle ruh arasında gelip giden insanların iç dünyalarının resmini çizmektedir.
Onun eserlerinin fikirlerinin ortak mesajı ila-yı Kelimetullah’a ulaşmaktır. Esasen, Samiha Ayverdi sanatını da davası ve gayesi yolunda kullanan bir sanatkardır. Zaten kendisi de bir mülakatta sorulan ‘’Türk edebiyatı içindeki yeriniz hakkında kısaca malumat verir misiniz? Sualine verdiği cevapta: ‘’Ben yer için yazmıyorum, hizmet için yazıyorum. Allah, insanı dünyaya imtihan için göndermiştir. Eğer bu vatana ve imana hizmet ediyorsam, Allah kereminden bana bir yer ihsan eder.’’ Demiştir.
Ayverdi tabiriyle hepimiz gururumuz, şehvetimiz, kibirlerimiz doğrultusunda sürüklenen birer esiriz. Antonius’un bu söylem hakkında şöyle bir sözü vardır: ‘’Halkın medihleri, mevki, rütbe, servet gibi zevk ve hazlar, ruhun aslına zıttır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan ruhunu ölümle yıkamak. Ölümü, ebedîlik abdesti bilmek. Ebediyetin kapılarını güm güm vuruken ölümle teyemmüm etmiş olmak. Ölmeden önce ölmenin yolunu araştırmak ve bunu bin bir dallı bir ağaç gibi ruhta ve toplumda sistemleştirmek. Öldükten sonra dirilmenin abstre ve konkre anlamlarına ermek ve bunu pratik yaşantının her saniyesinde bile gözcü ve bekçi kılmak. Ölüm dikkatini, ruhumuzun en iç niyetlerinden, en dış davranışlarımıza, toplumun yığın olaylarına, uygarlığın en geçici ve kalıcı kuruluşlarına bir gözcü kılmak. Sansür edici olarak değil, eğitici olarak.