Fatma GÖKÇE

Kur'ân-ı Hakîm, madem şehr-i Ramazan'da (Ramazan ayında) nüzul etmiş (indirilmiş) . O Kur'ân'ın zaman-ı nüzulunu (inme zamanını) istihzar ile (göstermekle) , o semâvî hitabı hüsn-ü istikbal etmek (güzel karşılamak) için Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden (aşağılık ve bayağı ihtiyaçlarından) ve mâlâyâniyat (faydasız, insanı ilgilendirmeyen boş ) hâlâttan (hallerden) tecerrüt (soyutlanma) ve ekl ve şürbün (yeme ve içmenin) terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi (ilahi hitabı) güya geldiği ân-ı nüzulünde (inme ânında) dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekremden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelîden (Allah’tan) dinliyor gibi bir kudsî hâlete (mukaddes bir hale) mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzulünü (iniş gayesini, hikmetini) bir derece göstermektir. Evet, Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin (büyük mescidin) köşelerinde o Kur'ân'ı, o hitab-ı semâvîyi arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan, شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِۤى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan “KURAN AYI” olduğunu ispat ediyor. O cemaat-i uzmânın sair efradları (fertleri) , bazıları huşû ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesâtına(bayağı isteklerine) tâbi olup, yemek içmekle o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin mânevî nefretine ne kadar hedef ise, öyle de, Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyâma(oruç tutanlara) muhalefet edenler de (zıt ve aykırı
Reklam
Şeddad b. Evs (r.a.)'dan. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Akıllı kimse, kendisini sorgulayan/küçük gören ve ölümden sonraki hayat için çalışan kimsedir. Tembel (aciz) kimse ise kendisini arzularının peşinde koşturan ve Allah'tan birtakım beklentilerde bulunan kimsedir." buyurmuştur.
Enes (r.a)'dan şöyle denilmiştir: Rasûlallah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah, bir kuluna iyilik/hayır dilerse onun cezasını dünyada verir. Allah, bir kuluna şer dilerse günahının cezasını bekletir. Sonunda kıyamet günü onu tastamam alır."

Fatma GÖKÇE

, bir kitabı okumaya başladı
İmam Nevevi
9.7/10 · 4.310 okunma
Demek, hakiki ve elemsiz lezzet, yalnız imanda ve iman ile olabilir.
Reklam