Burada, önünüzde sürekli akan, değişen bir hayat var. Orada, geride hep olduğu gibi duran bir geçmiş, tarih… Ve biz yüzümüze hep bu aynada bakıyoruz. Buna nasıl katlanıyoruz?
Ahh ah, kitapların yazdığına göre anlattığımız bütün o yerler, o tarihler… Onları salt tenin yükü olmaktan nasıl çıkarmalı, kalbe giden yolu, nasıl bilgi yolu kılmalı?
Beden bir kafesti ve bu kafesin içinde bakan, dinleyen, korkan, düşünen ve hayretlere düşen bir şey vardı; bu bir şey, beden çıkarıldıktan sonra geriye kalan, ruh idi.
“Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin”