Hz. Peygamber’in (as) yeni şehirde inşaya camiden başlaması sadece ibadet mahalli inşa etmek değil, bir mekanı yere çevirme, böylece orada anlamı oluşturma, mekandaki titreşimi başlatma, iki dünya arasında bir sınırda olma fikrini, yani tam olarak kutsal olanın bu dünyadaki deneyimini çağırma girişimidir.
Taş ve inanmış insanın iş birliği ile ortaya çıkan bu kütle, görünmezle ve kutsalla temas kurma imkanı veren bir sınırdır. Bu sınır olma halini bazen çizgisel olarak, yani sınırdan geçildiği taktirde kutsalın alanına girdiğimizi kabul ederek düşünebileceğimiz gibi; bir yüzey olarak, yani içinde yol aldığımız bir geçit olarak da tahayyül edebiliriz.
Cami sadece bedenle ruh, maddeyle anlam, işlevle tezyin arasında gerili değil, yine bu niteliği sebebiyle, bu dünya ile ahiret arasında da gerilidir. Bu dünyanın aklıyla, bilimiyle, maddesiyle inşa edilir ama bu dünyanın sertliğine toslamış bir koçbaşı gibi maddeyi öteki dünyaya doğru göçertir, eğer ve esnetir.