Bu dünyada hiç sorun olmayan bir yer var mı? Birinin şusu yok, birinin busu yok. Bizim de paramız. Gerçi para sokaklardan toplanamaz, ama sağduyu, en zor şeyleri bile sağlayabilir. Dağ damarlarında ve duvar diplerinde altınlar bulunabilir. Onları kim ortaya çıkarabilir diye bana sorarsanız derim ki: Yetenekli insanın doğası ve zeka gücü.
Bu sıradan halkın artan yakınış ve sızlanmaları dalga dalga yükseliyor. Şuradaki, kepazelik ve alçaklıklarıyla övünüyor, beriki, suç ortağına yüklüyor ve ancak kendisinden başka savunmanı olmayan bir günahsız, suçlu ilan ediliyor. Böylece herkes her şeyi darmadağın etmek ve elinin ulaştığı her şeyi yok etmek istiyor. Bu koşullar altında bizi adalete ulaştıracak tek araç, akıl, nasıl işini yapsın! Sonunda sağlam ahlaklı bir rüşvet kahyası pençesine düşer ve ceza veremeyen bir hakim, suçluyu ortak olur. Bu manzarayı kapkara betimledim, ama elbette gül gülistan olmasını isterdim.
Fırtınanın serpintilerinden çevreye kokulu ve ferah ürpertiler saçan, bazen tüm duruluğu ile ortaya çıkan, bazen havada eriyip kaybolan kararsız gökkuşağı, ne görkemle bir eğri oluşturuyor! İşte bu, insan emeklerinin bir aynasıdır. İyi düşünürsen anlarsın ki, bu renkli yansıma da biz yaşımı buluruz.
İşte insan, tüm ümit özlemleri içinde olanca gücüyle gerçekleştirmeye çalıştığı en yüksek arzusunun doyurulma kapılarını böyle açık bulunca, sürekli böyle oluyor. Fakat şimdi o sonsuz derinliklerinden taşkın bir ışık yükseliyor ve biz şaşıp kalıyoruz. Bir yaşam meşalesini tutuşturmak istiyorduk, oysa bir ateş denizi bizi kuş atıyor. Hem nasıl bir ateş!
Hiçbir insan ruhunun anlayamayacağı bir yıkım. Bu bir tek birçare insanın yıkımı, beni iliklerime dek titretiyor. Ve ruhumu kemiriyor. Oysa sen böyle binlercesinin sonu karşısında orada oralı olmadan sırıtıp duruyorsun