fazi

fazi
"Bu yüzden yitiğiz biz, başka bir suçtan değil, tek cezamız umutsuz bir özlemle birlikte yaşamamız..." Dante Alighieri - Cehennem youtube.com/c/koaladankitap...
10/10
·752 syf.··
2024 15. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2024 00:00
Selamlar! Bugünün kitabı #koaladankitaplarokumagrubu şubat kitaplarımızdan biri olan Sönmüş Hayaller. Mehmet Emin Özcan çevirisi kitabı çok çokkkkk sevdim. Grupta konuşmak için sabırsızlanıyorum. Kısa bit not: Kitabın Varlık Yayınları’nda üç cilt olarak baskısı var. Ancak baskıda çok fazla kelime hatası mevcutmuş, okuyan arkadaşlarım bunu özellikle belirtti. Okumak isteyenler için önden bir fikir olsun istedim. Balzac’ın İnsanlık Komedyası’nın en önemlilerinden biri Sönmüş Hayaller, temel taşlarından. 1837 ile 1843 arasında yazıyor Balzac eserini. Taşrada Angouleme’de, orta sonıf bir ailede dünyaya gelen Lucien Chardon dul annesi ve kız kardeli Eve ile birlikte yaşar. En yakın arkadaşı David Sechard bir matbaacıdır ancak ikilinin en büyük tutkusu gerçeği aramaktır. Lucien bunu şiiri kullanarak, David ise bilimle yapmayı amaçlar. Ancak aşk gözünü kör eder Lucien’in ve Madam de Bargeton adlı sosyeteden bir kadına aşık olur. Taşrada başlayan bu imkansız aşk onları Paris’e sürükler. Lucien burada başına geleceklerden habersiz, aşka kendini kaptırmış vaziyette iken hiç beklemediği şeylerle karşı karşıya kalır. Taşrada ardında bıraktığı David’e ihaneti de cabasıdır. Yaşadıklarından ders mi alacaktır yoksa her şey daha yeni mi başlıyordur? Kitap sonlara doğru sürprizlerle doluydu. Goriot Baba okuyanların yakından tanıdığı Vautrin’i Sönmüş Hayaller’de görüyoruz Balzac’ın dehası sayesinde. Ve Lucien’in hikayesini de bu kitapla bitirmiyor yazar. Can Yayınları baskısından okuyacağım “Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti” yine Lucien’in bu kez Vautrin ile birlikte ana karakter olduğu kitap. Kitap boyunca birçok tema işliyor Balzac. Taşra hayatı, Paris’teki sanatsal ve sosyetik yaşam, hırslar, gazetecilerin benimsediği tutumlar, ikiyüzlülük, sınıf çatışmaları, sahteliklerle
Sönmüş HayallerHonore de Balzac · Notos Kitap Yayınları · 2019135 okunma
Reklam
10/10
·248 syf.··
2024 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2024 12:41
Selamlar! Bugünün kitabı benim için ocak ayının en iyilerinden biri olan Türkü Söylüyor Otlar. T. S. Eliot’un Çorak Ülke’sinin “Gök Gürültüsünün Dedikleri” bölümünden esinlenmiş yazar kitabın ismi için. Avignon Beşlisi, Mansfield’in Koyda’sı, Marquez’in Şer Saati gibi dupduru bir Seçkin Selvi çevirisi idi. 1950 yılında yayımlanan roman, 1940’larda Güney Afrika’nın Rodezya’sında geçiyor. Şimdilerin Zimbabwe’si burası aslında. Beyaz bir kadın olan Mary, küçük yaşta yatılı okula gönderilir ve on altısında oradan ayrılır. Sekreterlik yapmaya başlar, iyi de para kazanır. Ancak ev tutmaktansa bir kız yurdunda yaşamayı seçer. Erkeklerden uzak kalmayı tercih etse de arkadaş konusunda şanslıdır, etrafı hiç boş kalmaz Mary’nin. Ancak bir gün duyduğu cümle yüzünden hayatını sorgular ve aniden evlenmeye karar verir. Dick Turner adında, kısmen başarısız ve beceriksiz beyaz bir çiftçi ile tanışır. Ani verilen evlilik kararı birbirlerine olan mesafenin nedenlerinden biridir. Dick’in çiftliğine yerleşen Mary, uyum sağlamaya çalışsa da her şey gözüne batmaya başlar bir süre sonra. Siyah hizmetçilerini beğenmez, kaldığı yeri kirli bulur, insanlarla arkadaşlık kuramaz ve Dick’in verdiği yanlış kararlar yüzünden yoksulluklarının da artmasıyla büyük bir nefretle baş başa kalır Mary. Ta ki yeni siyahi hizmetçisi Moses (Musa) gelene kadar. Aralarında adeta efendi ve köle ilişkisi yaşanmaya başlar. Modern bir Musa ve Meryem olur onlar. Lessing, tıpkı Mary ve Dick’in çürümeye başlayan evi gibi ilişkilerinin de çürüdüğünü anlatır sayfalar içinde okura. Sevgisiz bir evliliğin nelere neden olduğunu, alıştığı düzenden kopan bir insanın ne olursa olsun özünü er geç aramaya kalkışacağını gözler önüne serer. Yaşanan yıkımla birlikte siyahlar ve beyazlar arasındaki uçurumu ele alır kitap boyunca
Türkü Söylüyor OtlarDoris Lessing · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023705 okunma
10/10
·624 syf.··
2024 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2024 12:50
Selamlar! Bugünün kitabı #koaladankitaplarokumagrubu ocak ayı listesinin ikinci kitabı olan İdrisilerin Evi. 1991 tarihli romanın çevirisi Zeynep Özel’e ait. İran edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Alizade ile bu eserle birlikte tanışmış oldum. “Yirmi Yılın En İyi Kurmacası” ödülünü de alan eser, Aşkabat adında bir kurmaca şehirde geçiyor. Mazlumların haklarını korumak ve zenginlerden alıp fakirlere vermek isteyen işgalci bir grubun İdrisilerin Evi’ne gelmesi ile başlıyor hikayemiz. Evin büyükannesi İdrisi Hanım, genç yaşta hayatını kaybeden kızı Rahila’yı unutamaz. Otuz yaşında ama olduğundan da büyük gösteren torun Vehhab, ölmüş halasının anısını tıpkı büyükannesi gibi yaşar. İngiltere’de eğitim alsa da aklında Hindistan vardır. Ve hikayenin ilerleyen kısımlarında tanıştığı Roxana romanın gidişatını tamamen değiştirir Vehhab için. Hikayenin en farklısı ve beni etkileyen karakteri ise İdrisi Hanım’ın diğer kızı olan Lega. Hiç evlenmemiştir Lega, yıllarını yalnız geçirmiştir. Piyano çalar, erkeklerden uzak durur, kokularından tiksinir çünkü. Alizade, Lega için de büyük bir değişim düşünüp kitabın ilerleyen bölümlerine bunu yansıtır. Birçok odası kilitlidir İdrisilerin Evi’nin, anılar hakimdir kocaman eve. İkinci cilt ile birlikte hem ölenlere hem de değişen karakterlere daha çok değinir Alizade. Bunu yaparken şair Yusuf’u kullanır. İtaatkar kadınları, erkek atalarının bencilliklerinin kurbanı olanları, sevmediği insanlarla evlenenleri ve sonlarını, adaletsizlikleri, aşağılanmaları, boyun eğişleri anlatır yazar her bir karakteri kullanarak. Bir evde hakim olan kaosun, gizlendiği yerden bir anda değil birçok şeyin birikmesi sonucunda çıktığını gözler önüne serer. Bastırılan duygular, içe atılan ve bir türlü yapılmayan hesaplaşmalar yaşanan devrimin ve
İdrisîlerin EviGazale Alizade · Ketebe Yayınevi · 202299 okunma
Yük ve Baba Kitaplarına Tek Bir İnceleme
9/10
·128 syf.··
2024 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2024 00:00
Selamlar! Bugünün kitapları Monika Helfer’den okuduğum iki kitap olan Baba ve Yük. İkisinin de bende derin izler bıraktığını söylemem gerek. Yaşayan bir yazar olan Helfer’i okumak büyük mutluluk. Onun daha çok yazmasını, onu okumaya devam etmeyi çok isterim. İki kitaptan ayrı ayrı bahsetsem sanki eksik kalacakmış hissi doğdu bende. Yük, Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Baba ise İkinci Dünya Savaşı’nı hissettirerek ilerliyor. İki kitabın da ortak özelliği adeta zamanda yapılan yolculuk ve yazarın ailesinin kurgu ile birleşerek ele alınması. Anlatıcı hem geçmişin kendinde ve ailede bıraktığı yaralara dokunuyor yeniden hem de iç içe geçen trajedi ile insan yaşamının yönlerini sunuyor okura. Yük ile başlayayım istiyorum. Yazarın Birinci Dünya Savaşı’na giden dedesi Josef’i ve güzeller güzeli büyükannesi Maria’yı okuyoruz, hayatlarının trajik değişimine şahit oluyoruz kitap boyunca. “Yükçü” diye adlandırıyor halk onları, hamal demek yükçü. Ama halk bunu söylerken birçok şeyi gözden kaçırıyor. Yaşamın yükünü, kadın olmanın ve anne olmanın yükünü, yalnız olmanın yükünü, savaşın ve asker olmanın yükünü, çocuk olmanın, sorumluluk almanın, güzel olmanın yükünü taşıdığını bilmiyorlar karakterlerin. Helfer öyle keskin cümlelerle, öyle bizden ve gerçekçi ele alıyor ki geçmişi; sahtelikten eser yok okuduklarımızda. Baba ise İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya’ya cepheye gönderilen ve bacağını kaybederek eve dönen Josef’in yaşadıkları ile ailesine yaşattıklarına odaklanıyor. Yazarın babası Josef. Dedesi ile aynı ismi taşıyor. Farklı zamanlarda aynı kaderde buluşup savaşa gidiyorlar ikisi de. Savaştan dönen ve travmalarını da beraberinde getiren babalarına dair anılarını, akıllarında kalan ona dair detayları gözlemliyoruz. Biten bir savaşın izlerini taşıya topluma ışık tutuyor Helfer
YükMonika Helfer · Düşbaz Kitaplar · 2021117 okunma
10/10
·672 syf.··
2024 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2024 13:51
Selamlar! Bugünün kitabı #koaladankitaplarokumagrubu ocak kitaplarımızdan biri olan Nişanlılar. İtalyanca yazılan ilk tarihi roman özelliği de taşıyan eserin yazarı Manzoni’nin 1873 yılında vefat etmesi üzerine İtalya’nın her yerinde bir günlük ulusal yas ilan edilmiş. Okullar ve üniversiteler kapatılmış, tiyatrolarda ışıklar karartılmış. Kraliyet ailesi üyelerinin de katıldığı devasa bir cenaze töreni düzenlenmiş yazar için. Giuseppe Verdi, Manzoni’nin ölümünden bir yıl sonra “Requiem” eserini bestelemiş. 1628 ile 1630 yılları arasında, İspanyol yönetimi sırasında Lombardiya’da Lecco yakınlarında bir köyde geçiyor Nişanlılar. Daha önce “Fermo e Lucia” adıyla yazma çalışmalarına başlayan Manzoni zaman içinde Lucia’nın sevdiği adamın adını değiştiriyor ve ipek dokumacısı Renzo karakteri çıkıyor ortaya. Lucia ile evleneceği gün Rahip Don Abbondio’dan aldığı haberle hayal kırıklığına uğrayan Renzo, nikahlarının neden kıyılamayacağını araştırmaya başlar. İşin içinde Don Rodrigo’nun olduğunu öğrenen Renzo, Don Abbondio’nun tehdit edildiğini öğrenir. Renzo ve Lucia’nın çaresizlikle yardım istediği Rahip Cristoforo, elinden geleni yapsa da nişanlı çiftin başına gelecekleri engelleyemez. Lucia ve Renzo’nun yollarının ayrılması ile başlayan kötü günler, hainliklerle ve zorluklarla geçmeye devam eder. Rodrigo’nun tehditleri, Lucia’nın annesi Agnese’nin planları, İsimsiz’in de romana dahil olmasıyla olaylar iyice çığrından çıkar. Romanın en önemli özelliği ise yıllar içinde İtalya’da ve tüm çevrede yaşanan kıtlığın ve vebanın da kitapta kendine azımsanamayacak ölçüde yer bulması. Sadece aşk ve ilişkileri değil, toplumun maddi ve manevi yıkımı ile yolsuzlukları haksızlıkları ele alan Manzoni, cesur bir portre çiziyor roman boyunca. Aynı zamanda Bildungsroman da olan eserde
NişanlılarAlessandro Manzoni · İletişim Yayınları · 2021348 okunma
Reklam