Bu, benim insanlarda son sevgi arayışımdı. Bir yandan onlardan son derece
korkarken, diğer yandan bir türlü aklımdan çıkaramadım. Böylece,
şaklabanlık sayesinde ince bir çizgiyle insanlarla bağımı koruyabildim. Dış
dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü.
İşte bu, bin derdi tek bir saç teliyle taşımak gibi, yağa ter karıştırmak gibi
bir çabaydı.
Bu belki de, insanoğlunun yaşamını şu an bile tam olarak anlamadığım
anlamına gelebilir. Kendiminkiyle toplumdaki diğer insanların mutluluk
anlayışının tamamen farklı olabileceği endişesi, bu endişeyle geçirdiğim
geceler, yattığım yerde dönüp durmama, kıvranmama, çıldıracak raddeye
gelmeme bile neden olmuştu. Acaba mutlu değil miyim? Küçüklüğümden
beri, gerçekten sık sık mutlu bir çocuk olduğumu söylerlerdi. Ancak,
kendimi sanki cehennemdeymiş gibi hisseder, bana mutlu olduğumu
söyleyenler, benimle karşılaştırılamayacak kadar huzurlu görünürlerdi.