Günler gelip geçiyor ve aşk kalıyor. Orada nesnelerin içerilerinde, çok derinlerinde, bu dünyanın akıntısı, öteki dünyanın ters akıntısı ile karşılaşıp çarpışıyor ve bu karşılaşma ile çarpışmadan acıların en büyüğü ve en tatlısı oluşuyor:
yaşamak acısı…
İnsan tek başına kalınca ve gözlerini geleceğe kapayınca sonsuzluğun o korkunç uçurumu ortaya çıkıyor. Sonsuzluk gelecek değil. Biz ölünce ölüm bize çevremizde yarım daire çizdirtiyor, o zaman geriye, geçmişe, geçip bitmiş olana yürümeye başlıyoruz. Ve böylece yazgımızın yumağını çöze çöze, bize hazırladığı sonsuzluk hiç var olmadığı için hiç ulaşamadan hiçliğe doğru yürüyerek gidiyor, gidiyoruz.
Hükümdarlar tarih okumalılar ve tarihteki ünlü kişilerin girişim ve eylemlerini öğrenmeliler. Savaşta nasıl davrandıklarını, galibiyetlerinin ve yenilgilerinin nedenlerini araştırmalılar, yenilgilerden uzak durmayı, galibiyetlere öykünmeyi öğrenmeliler. Özellikle kendisinden önce yaşamış övgüye değer, şanlı, şöhretli birine öykünen ayrıca eylem ve girişimlerini aklından çıkarmayan ünlü birinin geçmişte yaptığını yaşama geçirmeye gayret göstermeli.