İngiliz yazarı Alan Moorehead, Gelibolu kitabında şunları yazar:
"O genç ve dahi Türk Şefinin (Mustafa Kemal'in) o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından, talihin en acı darbelerinden biridir."
"Bu senin İttihat ve Terakki insanları elbette ki vatansever insanlar. 23 Temmuzda bir başarılı hareket yapıldı. Padişah sindirildi. Sonra da defedildi. Doğru. Ama hepsi de bu kadar felaketlere rağmen zafer sarhoşluğundan bir türlü ayılamadılar. Yeni padişah bir gölge bile değil. Hele Enver'in bu aşırı sıçrayışı? Böyle bir adam nihayet diktatör olur. Hatta oldu bile. Hem körü körüne bir Alman hayranı... Ordudaki daha niceleri gibi. Bıyıklarını Prusya usulü yukarıya büken her adam bugün kendini bir imparator Wilhelm görüyor. Enver de öyle. Bu Enver'e bu kadar ön vermeyecektik Fethi!..."
İleride ve günün birinde edineceği yetkileri biliyormuş ve sanki bu yetkiler daha şimdiden elindeymiş gibi etrafındakilere görevler, mesnekler dağıtmaya başlar. Hem de gayet ciddidir. Karar ve emirleri kesindir:
— Seni Harbiye Nazırı yapacağım. Sen Başvekil olacaksın..
— Peki Kemal, bizi bu mevkilere getirmek için sen ne olacaksın?... Yoksa padişah mı?
— Hayır, ondan da büyük...