Sanatın ait olduğu ve en kuvvetli unsurlarından biri olduğu ruhsal yaşantı, ileri ve yukarı doğru giden, karmaşık fakat ayırt edilmesi kolay ve belirgin bir harekettir. Hareket, deneyimin hareketidir. Farklı biçimler alabilir, fakat aslında aynı içsel düşünce ve amaca dayanmaktadır.
Bu yukarı ve ileri doğru hareket etme ihtiyacının nedenleri, acı ve korku vasıtasıyla büyük bir emek harcanarak karanlığın içine gizlenmiştir. Bir safha aşıldığında ve pek çok şeytani taş yoldan temizlendiğinde, görünmez ve hain bir el yola yeni engeller saçar; böylece yol çoğu zaman kapalı ya da tamamen yokolmuş gibi gözükür. Ama her zaman, içinde gizli olan görüş kudreti dışında her bakımdan bize benzeyen bir adam bizi kurtarmaya gelir.
O, yolu görür ve işaret eder. Bunu yapacak gücü bazen bir kenara bırakmak zorunda kalır; çünkü katlanılması zor bir derttir. Ama yapamaz. Bu hor görülen ve nefret edilen adam, bölünmüş bir insanlığın ağır arabasını, taşların üzerinden daima yukarı ve ileri doğru sürükler.
Çoğu zaman, bedeni dünyadan yok olduktan yıllar sonra, insanlar her vasıtayla bedenini mermerde, demirde, bronzda ya da taşta, büyük ebatlarda yeniden yaratmaya çalışırlar. Sanki teni hakir gören ve yalnızca ruh için yaşayan bu ulu şehitlerin ve insanlık hizmetkarlarının hakiki değerleri bedeni varlıklarındaymışcasına! Ama en azından böyle bir mermerin dikilmesi, pek çok insanın, şimdi onurlandırdıkları varlığın bir zamanlar yalnız başına durduğu noktaya eriştiğinin göstergesidir.
Eğer elimizdeki çalışmanın bir yararı olacaksa, şiirsel mizaçların sınıflandırılmasına yardımcı olacak bir nesnel izlekler sınıflandırması önermelidir. Henüz genel bir öğreti geliştirmiş değiliz, ancak bizce dört fiziksel element öğretisi ile dört mizaç öğretisi arasında bir ilişki olduğu açıktır. Her durumda, ateş, su, hava ve toprak simgeleri altında düşleme giren zihinler birbirinden farklı görünmektedir. Özellikle su ve ateş düşte bile düşman olarak kalmaktadırlar ve bir akarsuyun sesini dinleyen kimse alevlerin şarkısını söyleyeni anlamamaktadır: Onlar aynı dili konuşmaz.
Bütün genel boyutları içinde bu düşlem Fiziği'ni ya da Kimyası'nı geliştirirken dörtlü bir şiirsel mizaçlar öğretisine varılabilir. Gerçekte düşlemin dört değerli oluşu karbon atomunun dört değerli oluşu kadar açık ve üretkendir. Düşlemin dört alanı vardır ve düşlem bu dört uçtan sonsuz uzaya yükselir. Bütün duyular üstünde etkili olmak isteyen bir duyusal dermeciliğin (éclectisme) uyumsuz yankılarına karşı sağır ama kendi özgün diline bağlı içten ve gerçek bir şairin gizini anlamak için bir söz yeterli olacaktır: "Bana cininin ne olduğunu söyle; cüce cin mi, semender mi, hava perisi mi, yoksa su perisi mi?"
Özgün bir yazın dehasını anlamak için hemen ussal yapılara yönelmemek gerekir. Bilinçaltı da özgünlüğün bir öğesidir. Özellikle alkolle bağıntılı bilinçaltı derin bir gerçekliktir. Alkolün yalnızca ruhsal gizilgücü uyardığını düşünmek yanıltıcı olur. Aslında alkol bu gücü yaratmaktadır. Alkol, deyim yerinde ise, kendine anlatım yolu arayan durum ile birleşir. Öyle görülüyor ki alkol dilin etmenlerinden biridir; söz dağarcığını zenginleştirir, sözdizimini özgür kılar. Aslında ateş sorununa dönersek, psikiyatri alkolle bağıntılı çılgınlıklarda ateş düşlerinin sıklığına tanık olmuş, Lilliput'ça sanrılara alkol uyarıcılığının yol açtığını göstermiştir. Küçük ölçekte imgeye götüren düşlem aynı zamanda derinlik ve istikrara da götürür: Son çözümlemede, bizi ussal düşünceye en iyi hazırlayan düşlemdir. Bacchus iyilik getiren bir tanrıdır; sağduyunun yalpalamasını sağlayarak mantığın eklem tutukluğuna uğramasını önler ve ussal yaratıcılığa yol açar.
Bilinçaltı, genel bir karşı yasa geliştirmek için, kural dışı bir ayrıntıyı bir bahane sayar: Bilinçaltının fizik bilimi her zaman bir ayrıcalıklar bilimidir.