Ne var ki, şeylerin çizgisini "dinlerken", bir köşe, düş kuran kişiyi yakalayan bir tuzak çıkar karşımıza:
'Ama artık içinden çıkılamayacak köşeler var.'
Bu hapishanede bile huzur gelip bulur kişiyi. Düş kuran kişi hapishanenin kenarında köşesinde varlık ile varlık-olmayanın ortak dinginliğini bulur gibidir. Bir gerçeksizliğin varlığıdır. Düş kuran kişiyi oradan koparıp atmak için bir olay gerekir. Şair de zaten sözlerine şunu ekler:
"Meleklere özgü bir düşün içinde ölmeye koyulmuştum ki, bir klakson sesi çekip çıkardı köşemden beni."
Böyle bir sayfa karşısında, belagat peşinde koşan eleştirmenlerin işi kolaydır. Eleştirel us, böylesi imgeleri, böylesi düşleri dağıtmakta, silmekte çok haklıdır.
İlk başta bunlar hiç de "usa uygun" değildir, çünkü insan rahat bir yatakta serilmiş dinlenirken kalkıp da "tavan köşelerinde" oturamaz, çünkü örümcek ağı şairin söylediği gibi bir çadır değildir -ve daha kişisel bir eleştiri-, çünkü imgenin aşırılığının, varlığı kendi merkezinde toplamaya çalışan, bir varlık merkezinde bir tür yer, zaman ve olay birliği bulan filozofa gülünç gelmesi gerekir.
Evet, ama usun eleştirileri, felsefenin aşağılamaları, şiirin gelenekleri bizi, şairin dolambacı andıran düşlerinden uzaklaştırmak üzere birleştiğinde, geriye yine de bir şey kalır, buysa şairin, şiirini düşçüye bir tuzak kılmış olmasıdır.
Ben, kendi hesabıma, bu tuzağa isteyerek düştüm. Tavandaki silmeyi izledim.
Çeviren: Alp Tümertekin