Birbirimizi anlayamayacağımız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz.
Ben ne istediğimi hiçbir zaman tam olarak bilememiştim, ona gönderdiğim mektuplar çok yavan, çok acınasıydı. Madison’a gelince, işte o istemeyi biliyordu ve o duygu yoğunluğuyla istediği şeyler hakkında konuştuğunda veya yazdığında, ona istediğini vermek istiyordunuz. İstediğini almasını istiyordunuz.