Ve şimdi, an. Bunun gibi bir an, benzersizdir. Elbette kısa ve geçicidir, her an gibi geçmektedir; bir sonraki an'da artık geçmiş olur; yine de belirleyicidir, yine de ebedi olanla doludur. Bunun gibi bir an'ın özel bir adı olmalı. Zamanın doluluğu diyelim ona.
Ancak ben seni, kalbi nur ile Allah’a açılmış, aldanış karanlıklarından iç âlemi uzak kalmış gördüğümden, bu konuda bir takım lem’a,
laiha ve remizlerle (parıltılar ve işaretlerle) bazı ince hakikatlere ve nüktelere işarette cimrilik etmeyeceğim. Zira, ehlinden ilmi gizlemek,
en az ehil olmayana söylemek kadar kötüdür.
(Kitabın girişinde ehil olmayana değil, ilmi hakedene sunduğunu çok güzel belirtmiş ki ben her Gazali okuyuşumda bunu iliklerime kadar hissettim yine hissediyorum. liyakatımdan emin olmamakla beraber merakım, heyecanım beni diğer sayfaları aralamaya yöneltiyor.)
Her medeniyetin simgesi haline gelen bir düşünür vardır. Grek medeniyetini Aristo, modern Batı medeniyetini Descartes veya Kant temsil ettiği gibi İslam medeniyetini de Gazali'nin temsil ettiği söylenmiştir.
Hayat sanki kendimi mecbur ettiğim ve kendimi ruhsal olarak bağlanmamak için özel bir çaba harcadığım işlerden ibaret. Bir çoklarına göre hayat olağan akışı içinde geçip gidiyor. Ben neyin olağan neyin olağandışı veya olağanüstü olduğunu doğru dürüst tartamamanın acısını çekiyorum.