Psikoloji ilgimi çeken bir alan olduğu için merakla okuduğum ve benim için sürükleyici olan bir kitaptı. Kitabın havasını bozan tek şey ise çevirinin kötü olmasıydı. Başka bir çevirmenden okusaydım daha çok keyif alacağımı düşünüyorum. Ben Zeliha İyidoğan Babayiğit'in çevirisini okudum, başka biri tarafından çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum.
Bu kitaptan öğrendiğim bazı şeyler oldu:
Gruptaki insanların birbirine direkt olarak söylediği bazı cümleler beni etkiledi, ben genelde insanları kırmamak için düşündüğüm net olan şeyleri bile yumuşatarak söylemeye çalışıyorum çünkü. Üstelik kendime direkt bir eleştiri alınca da alınıyorum. Belki tam olarak gruptakilerin netliğinde olmasa da konuşurken korkmadan biraz daha ne düşündüğünü tam olarak söylemek gerek diye düşündüm. Bunu günlük hayatıma uyarlamak istedim.
Daha sonra, insanların kendilerine yöneltilen eleştiriler sonrası hisleri de çok tanıdık geldi. Bu yüzden kendimi daha anlaşılır hissettim.
Kitabın işleyişi ile ilgili olarak, bir bölümün gruba diğer bölümün Schopenhauer'a ayrılması şeklinde ilerlemesi hoşuma gitse de Schopenhauer'in iğrenç bir insan olduğu izlenimine kapıldım. Çoğu yorumunu çok sert ve bilmiş buldum, kadınlardan bu kadar nefret etmesini ise kuyruk acısına bağladım. Kesinlikle sempati duymadığım biri oldu ancak zekasını inkar edemem, böyle bir insan olduğunu bilmek yeni bir şeyler öğrenmişim gibi hissettirdi.
Julius'un hayatı hakkında daha çok şey görmek isterdim, kitabın sonlarına doğru biraz eksik bırakılmış gibi hissettim. Ayrıca kitap sonlara doğru zaman atlamalarıyla aceleci bir tavırda yazılmış gibiydi.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabıydı, kesinlikle ilgimi çekti. Ancak bir sonraki kitabını okurken çevirisinin güzel olmasına dikkat edeceğim.