"...Montag'a hayretle,merakla baktı.'Mutlu musun?'diye sordu."Bana kalırsa kitap tam da burada başlıyor.Birisi gelip bize "mutlu musun?"diyene kadar mutlu olmayışımızın farkında bile değiliz.Ne acı.Montag da mutlu olduğunu sanıyordu,Clarisse ona bunu sorana kadar.Montag kerosen kokan bir itfaiyeci,kitapları yakıyor.Çünkü devlet ve diğer insanlar doğru olanın kitapları yakmak olduğunu söylüyor.Bu yeterli.Şiirler insanları intihara sürüklermiş,kişinin kötü hissetmesine neden olurmuş,kitaplarda anlamsız laflar edilirmiş.Her şey dijitalleşmiş,hızlanmış,gelişmiş.Televizyon köşeleri değil televizyon odaları varmış.4 duvarı televizyon ekranıyla kaplı odalar.Bakın,bu gelecek bize hiç de uzak değil.Montag'ın karısı Mildred Montag ile nerede tanıştığını hatırlamıyor.Aynı evde yaşayan yabancılar misali.Ama televizyon programları onun "aile"si.Montag mutsuzluğunun farkına vardığında sorgulamaya başlıyor.Yaptığı işi neden yaptığını düşünüyor belki de ilk defa.Cevaplar arıyor.Buluyor da.Aslında hepimizde Montag'dan bir parça var.Montag hem bastırılmışlığımız hem de baş kaldırımız.Karşı çıktıklarımız ve kabullendiklerimiz.Düşünmeye çekindiklerimiz,sorgulamayışlarımız ama en sonunda bulduğumuz doğrularımız.Mildred ise umursamazlığımız,mutlak doğrularımız,boşvermişliğimiz.O karanlık gelecekte yaşadığınızı düşünün bir an.Kitaplardan mahrum,dev ekranlara mahkum gelecekte siz kitapları yakan taraf mı yoksa kitaplarıyla yanan taraf mı olacaksınız?Son olarak;hayatlarımızı sorgulamak için,mutlu olmak için,okumak için Clarisse'lerin gelmesini beklemeyelim lütfen.