EşLik Eder misin Sorularıma
Evet cadı ? 😊 Sana da soruyorum. hi hı kedimsi görünüşlü çita hanimefendi sana da 🤭 Ve sessiz sessiz orada oturan gizemli kadın sana da 🙄 Ve sen minnak ruhlu asil şey 🥰 sana da. Kadınlar narin varlıklardır. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürler ve tartarlar. Zarif görünüşleri, dokunuşları, düşünceleri olağanüstü gibi görünür. Buna benzer en az on sayfalık methiye de bulunabilirim. Böylesi güzel sözleri (samimiyetle) sarf etmek beni de mutlu kılar. Muhtemelen sizi de mutlu edecektir. Burada aklıma takılan, içten ice sorguladığım konu var. Tabii siz şimdi şiirsel bir dil mi kullanacak diye sorabilirsiniz cevap : hayır biraz psikolojik-felsefe yapmak istiyorum. **Sorukk : bir kadın neden erkeğe iltifat etmez , edemez, gerek duymaz....? Soru : onu neden sindirmek ve sözünü (dişini) geçirme mücadelesi verir? Soru : "ego" mu baskın, "duygu" mu? Soru : duyguları içeride mi yaşıyorsunuz, dışarıya mı (dilinize) yansıtamıyorsunuz? Soru : erkeğini (sevgili veya koca..) "onure edici cümle"ler kurmakta sizi durduran nedir? Soru : söz kelimi çicek (eksik ve banal) gibi narin bir görünümdeyken ya da içeride bu yaşiyorsa (eğer) nasıl oluyor da özgürleşilemiyor? Soru : Zarif bir şey , kendinden fazla olumsuz bir karaktere burünebiliyor? Soru : romantik duygular beklerken bu eylemi karşı insana nasıl yansıtamıyor veya yakıştiımıyor, veya hak etmediğini mi düşünüyor ? Soru : prensesler gibi (en azından ona benzer çaba sarf edilir) yetiştirilen sizler, nasıl cadı (iki elimdeki parmaklarla pençe-tırnak işareti yapıyorum) 🤣 olmayı, kalmayı deniyor veya seçiyorsunuz?
Sosyal bilimler, taliplisinden sadece magazinel iştah ister. Magazine ilgi duymuyorsan, için gıdıklanmıyorsa tarih, felsefe, sosyoloji ve din ilimleri öğrenemezsin. Öğrenmeye çalıştığın hiçbir şey zihninde kalıplaşmaz, uçar gider. Yazılan ilk eserlerin neredeyse tamamı magazindir. Çünkü bir başına bilgi hayatın hiçbir yerine temas etmez. Ancak insana ilişkin yönlerini ayırt etmeye başladığınızda o bilgi temas etmeye başlar. Mesela yazılan ilk felsefe tarihi Diogenes’e ait. Kitabın adı nedir? Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri. Baştan ayağa magazin dolu. Thales’in anasıyla olan diyaloğu, Platon’un aldığı eleştiriler, İskender’in balon gibi patlatılması falan filan. Bilgi magazinle işlevsellik kazanıyor. Tarih de öyle. Tarih üzerine yazılan ilk eserler tamamıyla magazin. Yav hayat bir magazindir, magazini sevin işte. Uzatmayın.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
KUANTUM FİZİĞİ "NAZAR DEĞMESİNİ DE" AÇIKLAR MI?
"Bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer." 2. Söz'den. Zaman zaman kuantum fiziği ile ilgili kitaplar okurum. "Hakikatin tâ kendisidir!" demek aşırılığına kapılmam. Hayır. Zîra, imân ederim, hakikat ancak el-Muhît olan Allah'ın elindedir. Rabbü'l-Âlemîn olarak her şeyi yaratan Odur. Evet. Her şey hakkındaki en doğru bilgiyi her şeyi yaratmak itibariyle her şeyi kuşatan Vahid-i Ehad söyleyebilir. Parçadan bütüne gidenlerin bilgisinin kıymetiyse ulaşabildikleri parçanın büyüklüğüne göredir. Ne kadar kuşatabildilerse o kadar! Fakat şu kadarcık hakkını veririm: "Kuantum fiziği beşeriyetin gözünü bir parça açmıştır." Ne anlamda? Geçmiş yüzyılın materyalist fizik yaklaşımını aşmak bağlamında. Aynen. Materyalizmin eşya yaklaşımı sadece "gözleneni" esas alıyordu. "Gözlemciyi" bir detay gibi görüyordu. (Ve hiç hesaba katmıyordu.) Dolayısıyla hakikatin dairesi şahit olunandan ibaretti. Ancak kuantum fiziği bunu bir parça kırdı. Gözlemcinin de gözlemlediği şeyi etkilediği gibi bir yere götürdü bizi. Dalga-tanecik araştırmalarıyla yazıyı uzatmayayım. Lakin kuantum fiziğiyle asgarî ilgilenenler dahi bilirler: Gözlemcinin yaratılışa etkisi üzerine acayip acayip iddialarda bulunmaktadır. İşte, bir şekilde, bunun, Bediüzzaman Hazretlerinin "mânâ-i harfî" ve "mânâ-i ismî" kavramlaştırmalarına da bakabileceğini düşünüyorum arkadaşım. Çünkü, o, bir yerde Refet abiye bu ıstılahları tarif ederken diyor ki: **"Sen âyineye baksan, eğer âyineyi şişe için bakarsan, şişeyi kasten görürsün. İçinde Re'fet'e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksat, mübarek simanıza bakmak için âyineye baktın; sevimli Re'fet'i kasten görürsün. (...) Âyine şişesi tebeî, dolayısıyla nazarın ilişir. İşte birinci surette âyine şişesi mânâ-yı ismîdir; Re'fet mânâ-yı harfî
Kuantum Fiziği
Felsefe ve Hayal
Hiç düşündük mü Felsefe nedir, Hayal nedir? Ayrımı nasıl yapılır? Felsefe nedir? Felsefe, henüz sayılara dökülmemiş düşüncedir. Bilimin kesinliğe kavuşmamış, formüllere hapsedilmemiş hâli… Yani zihnin, hakikati ararken kurduğu en saf sistemdir. Onun ötesine geçildiğinde ise artık zemin kayganlaşır; düşünce yerini hayale bırakır. Peki hayal nedir? Hayal, rastgele bir boşluk değil; insanın iç dünyasında kurulan karmaşık bir dengedir. Bu dengede altı temel kuvvet karşı karşıya gelir. Bir tarafta insanı yücelten üç unsur vardır: akıl, vicdan ve ruh. Diğer tarafta ise insanı sınayan üç güç durur: zekâ, ego ve nefs. Bu iki üçlü, zihnin derinliklerinde sürekli bir etkileşim hâlindedir. İnsan, işte bu gerilimde şekillenir. Akıl yön vermek ister, vicdan sınır çizer, ruh anlam arar. Ama aynı anda zekâ hesap yapar, ego üstün gelmek ister, nefs ise hazza çağırır. Hayal dediğimiz şey, bu güçlerin birbirine temas ettiği noktada doğar. Bu yüzden hayal ne bütünüyle yücedir ne de bütünüyle düşüş… O, insanın içinde süren sessiz mücadelenin ürünüdür. Ve insan, hangi tarafa kulak verirse, zihninde kurduğu dünya da o yönde şekillenir.
Felsefe
Hiç düşündük mü Felsefe nedir, Hayal nedir? Ayrımı nasıl yapılır? Felsefe nedir? Felsefe, henüz sayılara dökülmemiş düşüncedir. Bilimin kesinliğe kavuşmamış, formüllere hapsedilmemiş hâli… Yani zihnin, hakikati ararken kurduğu en saf sistemdir. Onun ötesine geçildiğinde ise artık zemin kayganlaşır; düşünce yerini hayale bırakır. Peki hayal nedir? Hayal, rastgele bir boşluk değil; insanın iç dünyasında kurulan karmaşık bir dengedir. Bu dengede altı temel kuvvet karşı karşıya gelir. Bir tarafta insanı yücelten üç unsur vardır: akıl, vicdan ve ruh. Diğer tarafta ise insanı sınayan üç güç durur: zekâ, ego ve nefs. Bu iki üçlü, zihnin derinliklerinde sürekli bir etkileşim hâlindedir. İnsan, işte bu gerilimde şekillenir. Akıl yön vermek ister, vicdan sınır çizer, ruh anlam arar. Ama aynı anda zekâ hesap yapar, ego üstün gelmek ister, nefs ise hazza çağırır. Hayal dediğimiz şey, bu güçlerin birbirine temas ettiği noktada doğar. Bu yüzden hayal ne bütünüyle yücedir ne de bütünüyle düşüş… O, insanın içinde süren sessiz mücadelenin ürünüdür. Ve insan, hangi tarafa kulak verirse, zihninde kurduğu dünya da o yönde şekillenir.
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe