Pazar günleri, hayatın intikam günleri.
Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.
Artık yazdıklarımın bir anlamı olsun istiyorum. Bir şey söylüyor olayım. Bu ne bu, bu satırlar ne anlama geliyor? diye bir soran olursa, sanki olabilirmiş gibi, diyeyim ki: bu bir hikaye, ama biraz karışık.
Ve biliyorsun ki elinde somut olarak ne varsa, onlar da çok dayanmayacak; aksine, bozulup çürüyecek ve derisi kalınlaşmış, ölü gibi kaskatı kesilmiş parmaklarının arasından akıp gidecekler. Yani sen de toprağın altında çürüyeceksin, bu yüzden boş ver gitsin, diyorsun. Kimin umurunda? Ama senin umurunda ve bir şekilde, "O şöyle bir kızdı..." diye başlayıp en fazla 25 kelimeyle yazıya dökülebilecek, çalakalem resmedilebilecek bir hayatı yaşamak istemiyorsun. Yaşayabildiğin kadar yaşamak istiyorsun...