Her şeyin içinde fenâya teşne bir şey, illallah.
Felekten bigün oldu, heybemiz doldu inşaÂllah :)
Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, da-ğılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz, fenâya değil, bekàya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelînin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, Vahdet dairesinde teneffüs ede-ceksiniz; firâka değil, visâle müteveccihsiniz!... M Mektubat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yalnızlık güzel şey, rahatsın istediğini istediğin an yapabilme kabiliyeti bir insanda olabilecek en üstün niteliklerden birisi sanırım. Ama bazen insan doğum günü gibi zamanlarda hatırlanmak istiyor. Yılda sadece bir defa üzülüyorum yalnız olduğuma. aslında yalnız olduğuma da değil, kimsenin hayatına dokunamadığıma üzülüyorum. Kimse bir kaç parmak hareketini telefon üzerinde sallayacak kadar düşünmüyor beni hissi kaplıyor içimi. Daha da fenası unutulmuş olmak. Ruhu bedenden ayrılınca ölmez insanlar, unutulunca ölür değil mi? Peki şimdi ben nefes alan bir ölü müyüm ?
Zühd dünyaya rağbet etmemek, ona ilgi göstermemektir. Dünyaya rağbet etme halinin fenâsı âhirete rağbetin bekāsını gerektirir. Kul dünyaya uzak durduğu (zâhid olduğu) nisbette âhirete rağbet eder, onu ister. Rağbet ve rehbet havf ve recânın gereği olarak âbidlerin kalplerinde baskın his olarak bulunur (er-Risâle, s. 207, 211, 212, 217). Rağbet ve rehbet TDV
Birinin hayatında, onun sizin için kapladığı alan kadar bile yer kaplayamadığınızı fark ettiğiniz o an, gürültülü bir kırılma değildir. Sessiz bir sızmadır. Sanki aylarca titizlikle ördüğünüz bir hırkanın, onun üstünde emanet gibi durduğunu görürsünüz. Ya da daha fenası, aslında hiç üşümediğini. Siz onun zihnindeki en ufak gölgeyi bile bir fırtına sayıp rüzgârına siper olmaya çalışırken, onun sizin kıyametlerinizi alelade bir yağmur gibi seyretmesi, insanın içine işleyen en zarif çaresizliktir. Edebi bir teselli aranır hep böyle zamanlarda; cemrelerin düşüşü gibi bir gün onun da kalbine düşeceğinizi umarsınız. Ama gerçek, bir şairin dizesi kadar parlak ve köşelidir: Bazı insanlar için sadece bir duraksamasınızdır; soluklanıp, yola devam ettikleri bir gölgelik. Sizin bütün bir ömrü sığdırdığınız o geniş meydan, onun haritasında bir kavis, bir teferruattır yalnızca. Bu hüzün, sevilmemenin öfkesinden uzaktır; daha derin, daha uysal ve ne yazık ki çok daha kalıcıdır.
mehmed şemseddin ulusoy - niyazi mısri tahmis okumaları / 1
bir büyüğü, gölgesindeki bir büyükle tanımak. kendisi bir tekke mustafa hoca okumadı da yaşattı sanki… ne kadar uzak kalmışız büyüklere ve izlerini sürmeye. •hoca okumaya mısri divanına ilk tahmisi yapan azbî efendiyle başladı. azbi efendi, bugün tanışmakla şerefyab olduğum, mısrî hazretlerine limni sürgününde eşlik eden ve bu yolculukta hazretin muhabbetine gark olan kerim zat. Bu nasıl bir yolculuktu ki, aşkı doğurdu… “Oldu tevekkül hem rıza tesbihi âşık dervişin Mahvi vücud etmen gerek batında zâhir teşvişin Hakk yoluna talip isen Hakk'tan ola her cünbüşün Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin, İnsân-ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş” •'cünbüşlemek' kelimesinin kendisine hep aziz ahbabı safiyuddin beyi hatırlattığını ve kaybolmaya yüz tutmuş olan tekke geleneğini yaşatmaya çalışmasına atıfla tekkede sofraya davet ederken 'buyrun yemek cümbüşleyelim' şeklinde olduğuna dair ince bir şerh düştü. “Her ne tâlip eyler isen olur senin Hakk ilmin Acep riyayı terk edip at bu fenâda emelin Gelmez ise idrâke hayf zâtınla aslın senin Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin, Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.” • 'hayvan imiş' kısmı bu okumada farklı bir manaya bürundü sanki. hocanın sessizliği ve duraksamasıyla birlikte nerden gelip gittigini anlamamanın, peşine düşmemenin zelilliğinin altında kaldık... “Terk etme irfân sohbetin göster bize gel Hakk yüzün Iki cihanda bil özün ârif ola hem ak yüzün Azbîvücudun Mısridir gördün ise gör bak yüzün İşit Niyâz' nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün, Hakk'dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş”