STALİN KARŞITLARININ YÖNTEMİ VE "ÖTESİ" HAKKINDA
Kusura bakmayın Sayın Ziyaretçi(ler) ama Stalinist dedikleriniz siz karşıtları kadar Stalin’le yatıp Stalin’le kalkmıyorlardır herhalde. Bu o kadar kötü bir şey değil bence ama keşke bir de karşınızdakini dinleme, hakaret etmeden tartışabilme meziyetiniz olsa! Daha baştan olumsuz tutumunuz bir tartışma isteği bırakmıyor ki insanda beklediğiniz gibi susmayıp yanıt versin insanlar size... Öte yandan, bir çırpıda öyle çok konuda öyle çok laf söylüyor, ortalığı öyle bulandırıyorsunuz ki, yanıt vermek gene zorlaşıyor. Ele aldığınız tüm konulara aynı yorumda hakkıyla değinmek mümkün değil benim için ama bir kez daha iletişimi deneyelim. * Tarihi nasıl okuyorsunuz diye sormuşsunuz madem, kısaca söyleyeyim: Ben “büyük insanlar” üzerine kurulu tarih anlayışına güvenmem, tarihte karşımıza çıkan kişiler yalnızca bireysel özellikleriyle beni pek cezbetmiyor. İnsan her daim belli somut toplumsal ve tarihsel koşullar içinde belirmiş bir varlıktır, toplumsal ilişkilerinden onu soyutlamak doğru değil. Bu yüzden,“büyük lider Stalin” miti de “hain Stalin” miti kadar değersiz bana göre. Stalin için kullandığınız sıfatlar da yalnız başına bir şey ifade etmiyor. Eğer geçmişi, bugünü aydınlatmak için kullanmak istiyorsanız, önce “öyle” olup olmadığını, sonra da neden “öyle” olduğunu kişilerin bireysel özelliklerinden bağımsız olarak da açıklayabilmeniz gerekiyor. * Şimdi ben sizin yerinizde olsam ve böyle bir haber okusam, ilk önce aklıma, Sovyet ekonomisinin savaştan önceki ve savaşın büyük yıkımından sonraki durumunu araştırmak, bu ekonomide gelir dağılımını incelemek, üretimin yapısı hakkında doğru bilgi edinmek, emekçilerin gelirden aldıkları payı, gelir, ücret eşitsizliği olup olmadığını verileriyle öğrenmek, bir de bunları gelişmiş kapitalist ülkelerle karşılaştırmak, daha özü
Ask Me Anything(2014)
Filmde kişilik bozukluğu olan bir genç kızı izliyoruz. Kız daddy issues yaşıyor ve film boyunca biz onun saçmalamasını ve arada da olsa düzelmek için çabalamasını izliyoruz. Film başta sıradan bir gençlik filmi gibi gözüküyor ama bence sıradan bir film değil ve öylesine yapılmış bir şey olduğunu sanmıyorum. Filmi izlerken çok fazla sinirleniyorsunuz ama empati de kurabiliyorsunuz. Ben filmi beğenemedim, hatta izlerken yarıda bırakmayı bile düşündüm ama filmin son dört dakikası gerçekten çok iyiydi; sadece orası için bütün film izlenmeye değer bence ama şunu da hatırlatmalıyım film bitince içimi bir huzursuzluk kapladı. Genel olarak tümüne baktığında izlemenizi tavsiue etmem Puan: 5,9/10
Film
Reklam
"Merleau-Ponty aims at a special kind of reduction - a return to the perceptual pre-conceptual experience of the child." "Merleau-Ponty’s emphasis is on the inseparability of self and world." "In general terms, Merleau-Ponty’s philosophical outlook may be characterised as a kind of dialectical naturalism, though he himself does not employ the word ‘naturalism’ which he associates with various forms of biological reductionism and scientism. Nevertheless, Merleau-Ponty’s outlook is naturalistic in that it sees human beings as integrated into the natural order, as fundamentally belonging to the world, though not merely as objects in the world as their presence generates the social world of culture." "This emphasis on the interwoven tapestry of the world and the body (a conception itself derived from Husserl who frequently speaks of the ‘interweaving’, Verflechtung, of self and world) leads Merleau-Ponty to be a constant critic of any form of Cartesianism which radically divorces consciousness from the world. Indeed, MerleauPonty sought to rescue Husserl’s phenomenology from its apparent commitment to Cartesianism, as evident in the Cartesian Meditations and elsewhere, which emphasised the sense of the world as a product of a disembodied transcendental ego. In place of the traditional Cartesian picture of body as res extensa, having parts outside parts with no interior, and of mind as res cogitans, wholly present to itself without distance, MerleauPonty wants to present a more complicated picture based on the more ambiguous way of existing of our own body (PP 198; 231). For MerleauPonty, Descartes, while he acknowledged the union of body and soul, had no proper means of thinking about that union and preferred to consider the concepts of ‘body’ and ‘mind’ as separate
BEŞ LİRANIN LÂNETİ Bazen üst perdeden düşündüğümde "Başka insanların günahlarının lanetini benim taşıdığım demler de oluyor mudur?" dediğim olur her nedense. Aslında böyle düşünmeme neden olabilecek yaşantısal şemalara o kadar da sahip olmadığımı biliyorum ama bazen bu şüphelerimi doğrular nitelikteki yaşantılara da maruz kalmıyor da değilim hani. Son zamanlarda piyasada garip ve gözle görülür bir biçimde kenarı veya ucu yırtık beş liralık banknotların bir hayli arttığına tanık oluyorum. Paranın her alandaki geçerliliğinin nesnelliğine gölge düşüren bir durum bu. Çünkü kimse doğal olarak bu paraları kabul etmek istemiyor. Ben ise adımlarıyla şehri arşınlayan bir adamım. Şehrin kaldırımları beni iyi tanır. Şimdi sokaklarına soğuklar düşen bu şehirde güneş fedakâr yaşlılar gibi bütün yorgunluğuna rağmen insanları ısıtmak adına fazladan fazladan çalışır ama her şeye rağmen ne çare ki kaldırımların bezediği sokaklar ısınmaz bir türlü bu mevsimde. Ben mevsimlerin her türlüsünden etkilenen bir adamım. Her biri ayrı bir köşedir bende. Geçen hava soğuktu ve o havada uzunca bir yolu tepip bankamatikten para çekmiştim ancak çektiğim paraları sayarken banknotlar arasında ucu yırtık beş liralık bir banknot davetsiz bir misafir gibi bana gülümsüyordu. Geçersiz bir banknottu ve sapsarı çehresi hastalıklı gibiydi ve yırtık uç kısmı ile beni epey endişelendirmişti. Bankamatiğe kızmıştım. Hemen ucu yırtık banknotu hesabıma geri yatırmak istesem de bunu başaramadım. Çünkü bankamatik geçici olarak hizmet dışı idi. Çıldırmıştım bankamatik resmen benimle alay etmişti. Kendimi aldatılmış, kandırılmış hissetmiştim. Kenarı yırtık parayı cebime koyduğum an cebimde sanki bir laneti taşıyor gibi hissetmiştim kendimi. Epeyce düşündüm durdum. Bu paradan nasıl kurtulmalıydı şimdi. Yarın bir bankaya
Ayfer Tunç Kitaplarını Kronolojik Okuma Rehberi
Ayfer Tunç'un eserlerinin yazılma kronolojisini paylaşmakta faydalı olacağını düşündüm üst üstte okuduğum kitapları sayesinde kendisini daha iyi tanıdığımı düşünerek daha verimli okuma adına paylaşmak istiyorum okuma sırasını. Hikâye-Anı- Roman- Senaryo 1.Saklı, 1989 2.Kapak Kızı, 1992 3.İkiyüzlü Cinsellik (araştırma, 1994) 4.Düş, Gerçek, Bir de Sinema, 1995 5.Mağara Arkadaşları, 1996 6.Aziz Bey Hadisesi, 2000 7.Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek (yaşantı, 2001) 8.Taş-Kağıt-Makas, 2003 9.Belki Varmış Belki Yokmuş (2003) 10.Havada Bulut (Sait Faik öykülerinden uyarlama), 2003 11.Evvelotel, 2006 12.Ömür Diyorlar Buna (yaşantı, 2007) 13.Harflere Bölünmüş Zaman (Edebiyat 14.Haritasında Gezintiler),2007 15.Usta, 2008 16 Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, 2009 17.Yeşil Peri ecesi, 2010 18.Suzan Defter, 2011 19. 72. Koğuş, 2011 20. Memleket Hikayeleri,2012 21. Kırmızı Azap,2014 22. Dünya Ağrısı, 2014 23. Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura,2018 24.Osman,2020 Hikâyelerinin temalarıyla ilgili
1000Kitap