Ozan benim kalbim. Hududum, bedenim, nefesim, yağmurum... Ondan daha değerli hiçbir şeyim yok. Ondan güzel bir insan tanımadım, ondan güzel bir ruh görmedim, ondan kıymetli bir arkadaşım olmadı. Aşk insanın kapısını birden fazla çalar mı bilmem ama ben ondan başkasına aşık olmadım."
Buradan sonrası beni zorladı. Ellerim terlediği için toprak çamur olunca durdum, yüzüne baktım; "Özür dilerim," dedim. "Onu üzdüğüm için senden çok özür dilerim.
Kabristanlar beni ürkütmez, incitmez, hatta içimde herhangi bir his uyandırmaz. Ölmekten fevkalade korkan biri değilim. Gece ya da gündüz fark etmez, bir mezarlık içinde yürümekten endişe duymam, ayaklarımı hızlandırmam. Yasin'i ezberden okurum, daha bir sürü sure ezberimdedir Ancak, ilk kez bir kabristana ayak bastığımda bu denli heyecanlandım. Mayısta geldiğimde de böyleydim ama o sırada "bir yer arama" gayretim vardı. Oysa Oğulcan birkaç adım önümde yürürken, onu bulacağımdan şüphe duymazken, yayanın ve Meral ablanın bahsettiği o güzel kadını ziyaret etmenin, onunla konuşacak olmanın tuhaf telaşıyla doluydum.
Saçlarım öpüldü. Şımarık ağaç dalları gibiler, Ozan'la sevişmeyi pek bir seviyorlar. Göğsüne yasladığım kulağım Ozan'ın kalp atışlarını duymaya başlayınca en sevdiğim konseri en önden izler gibi nefesimi tuttum. Güm güm güm güm güm. "Kalbin atıyor," dedim ona.
"Gerçekten mi?" dedi. Başımı salladım. Güm güm güm güm güm. “Çok güzel bir ses," dedim sonra. Bence insan ara sıra durup sevdiği insanın kalp atışlarını dinlemeli. Nasılını bilmem ama mutluluğu artıran bir etkisi olduğuna yemin edebilirim. Hatta bir adım öteye gitmek istiyorum. Sevdiğinin kalp atışlarını duymak umutların en güzeli. Yaşanmışlara çare yok desen bile yeni tohumlar serpersin toprağa. Yeni filizler çıkarırsın, yaşamak için yeni nedenler bulursun. İnsan en çok sevdiğinin toprağında yeşermez mi?
"Şu güzellik için mesleği bile terk ederim," diyor bu kez. "Senle aynı yerde çalışma şerefi benim olsun."
Yanağımdan bir makas çalıyor. Kollarında buluyorum kendimi. Elleri saçlarımda, tutam tutam alıp batan güneşe kaldırıp bakıyor. "Cık," diyor bir yandan. "Böyle değildi saçların. Daha açıktı rengi. Daha başka parlardı." Baloncuklar doğuruyorum.
"Düz halini de sevmezsin sen," diyorum sonra.
"Dalgalarını dünyaya değişmem ama şu haline de tek söz etsem... Günah," diyor. "Çarpılır insan."
"Güzel olmuş o zaman?" diyorum.
"Senle alakalı bir şeyin güzel olmaması mümkün değil ki Nazike!" diyor. Tılsımlı bu adam he! Nazike adını bile güzelleştiriyor. Sorsanız sevmem, o deyince bi güzel geliyor kulağıma... Sonra yerdeki kadehine uzanıp "Geç bakayım şöyle," diyerek beni kulenin önüne çekiyor. "Biraz seyredeyim şu manzarayı.