"Annem gitti. Yayanın ne kadar ömrü var bilmiyorum, bir gün o da gidecek. Narin de yok. Bir tek sen varsın Bahar. Gideceksin diye korkmuyor muyum sanıyorsun?"
Ah Bahar... Daha evvel düşünmediğim şeyler düşünüyorum. Daha evvel tatmadığım duyguların içinde boğuşurken buluyorum kendimi. Bazen iradesiz bazen güçsüz hissediyorum. O, on dakika önce tanıdığı kadınları mutluluktan uçuran Ozan değilmişim gibi Bahar'ı yeterince mutlu edememek beni endişelendiriyor. Bu konuda asla dost kondurmayacağım özgüvenimde çatlaklar var.
Sevgili olmak ama gerçekten aşık olduğunuz biriyle sevgili olmak hep böyle midir? Acemisiyim, bilmiyorum, tek bildiğim kendimi ergenliğe yeni adım atmış bir erkek gibi hissetmem. Hem de her şeyi de bir yeni yetme.
Bahar'la daha önce tatil yapmadığımızdan bazı endişelerim vardı. Tatlı endişeler diyelim onlara. Sonra ne fark ettim biliyor musunuz. Ben bahar'a tâbi olmuşum. Onun iyi hissedişine, mutluluğuna ve sevdiklerine maddenin sıvı hali gibi uyum sağlamışım. Bundan hoşnut ve mesudum. Öte taraftan gel bugün Ada'nın dağlarını gezelim desem bana karşı çıkacağını sanmıyorum. Diyelim ki istemedi, o zaman ne olur biliyor musunuz? Müzakereler ve karşılıklı tavizler başlar. Kafesteki Âşık ve Narin gibi.
Seviyorum o yumuşak yüreğini. Canımdan çok desem abartmış olmam. Ama ben canıma çok kıymet vermediğimden bu söz çok tesirli olmaz. Oysa canımı sevmeyi öğreniyorum, canımın değerini bu adamla beraber keşfediyorum. O yüzden başka türlü anlatayım; onu canım kadar seviyorum. Eşit yürekler makamında; güftesi ve bestesi Nazike Bahar Saraç'a ait bir şarkı gibi. Avaz avaz, onu canım kadar seviyorum.