Annesinin masalları ile büyüyen bir kız çocuğu olmadım. Bana sevgilimin bana okuduğu masal kitabının tadına baktım. Huzurla uyumak denilen şey mideme öyle iyi geldi ki; günler önce harıl harıl kusan o kız ben değildim. Küçük tilkinin annesi ile sohbetini Ozan'ın ağzından; kimi kez Türkçe kimi kez Yunanca dinlemek; üzerinde düşünmekten kaçındığım, düşünsem de karar veremediğim şeyleri ayan beyan görmemi sağladı. Kendimi eleştirdim, hayır bakın altını çiziyorum; yargılamadım, eleştirdim. Ozan'ı da eleştirdim, bir sürü şey düşünüp berrak bir zihinle yeni kararlar aldım. Bunların hemen hepsini hamakta sallanıp İskeçe'nin gökyüzüne bakarken yaptım. Karar vermenin hafifliği diye bir şey var biliyor musunuz? Onu tattım. Kelebek oldum, gökyüzüne uçtum. Hava çok güzeldi, uçmak tatlıydı.
Bundan böyle dünyanın en güzel pencereleri o kitapçınındır. Çünkü Bahar elinde kitabıyla birlikte o pencerelerin önünde bana bozdu vardı. Sonra o fotoğrafı hesabından paylaştı.
Fotoğrafı paylaşırken, "İskeçe; mutlu masallar şehri," yazmış. Evet, İskeçe Benim için de mutluluk demek, mutlu bir şehir demek. Ama Baharla buraya gelene dek kendimi bir masalın kahramanı olarak görmemiştim. Artık biz mutlu bir masalın iki başrolüyüz.
Bahsettiğim kitapçı ben kendimi bildim bileli orada durur. Hatta küçük etkinliklere ev sahibi olur. İki katlı taş binası güzeldir. Ama içine girip bir şeyler aldığımı hatırlamam. Gazete ve dergi almak için kullandığım başka bir kitapçı vardı cadde üstünde. Bu yüzden onunla bir bağım yoktu. Artık var. Bahar'ın parmakları gezdi raflarında. Bahar'ın mutlu eden bir kitabı kalbinden çıkardı. Üzerinden iki tilkinin yer aldığı ve sadece adı yüzünden eçtiğim bir kitap. Ne anlatır bilmem, bakmadım bile. Zira bu isimde bir kitabın kötü olmadı mümkün değil. Θα σ' αγαπώ ότι κι αν γίνει (Ne Olursa Olsun Seni Seveceğim.)
"Bana bir masal kitabı alır mısın?" dedi. Ben Yunanca okuma düzeyine hitap etsin diye böyle istiyor sandım ama hayır, ekledi. "Mutlu sonla bitiyor onlar."
Andan hatıra fotoğraflarımız oldu. Papatya ordusunun içinde iki sevgili; Ozan ve Bahar. Küçücük örgümle Ozan ne şen bir çocuğa büründü. "Ben öreceğim artık saçlarını," demeye başladı. Uzayışını da böyle takip edecekmiş. Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla saçım bir kız düğününün gelinini andırıyordu, nasıl güzel olmuş öyle. Tek kusur rengi oldu; aslında kötü diyemem, denizi papatyayla süslemişler gibiydi ama öz saçlarımı bir kere daha özledim.