Nereden başlamalıyım hiç bilmiyorum açıkçası, bu kitabın beni bu kadar süründüreceğini hiç düşünmemiştim. Aslında ilk sayfalar okurken bu kadar seveceğimi de düşünmemiştim. 8 bandında ilerliyordu hadi dedim en fazla 8.5 olur kitabın sonunda ama o son 300 sayfa hem duygu olarak hem de olaylar olarak baya zirveydi. Neyse baştan alalım... Bence bu kitabın en büyük artısı çok karakterli olması, gerçekten hepsinin ayrı ayrı hikayesini okumak aşırı zevkli. Yani yaratıkların, canavarların bile bir hikayesi var aslında ve bu hikayeyi ilginç ve farklı kılıyor.
Diğer kitaptaki sondan sonra Feyre'nin, Tamlin'in yanında duracağı ve bir şeyler planlayacağı belliydi ama bundan pek zevk alamadım, o kısım bitse de gitsek artık dedim. Aslında Feyre'nin ablalarının ne kadar acı çektiğini gördükten sonra intikam duygusunu anlıyorum ama ne bileyim oyunlar pek hoşuma gitmedi. Sonrasında büyük pişmanlıklara da sebep olması da cabası. Tamlin'in ilk 2 kitapta çok da büyük şeyler yaptığını düşünmüyordum açıkçası (2. kitap sonu hariç) sadece aşkının fazla korumacı ve takıntılı olduğunu, zehirli bir boyuta evirildiğini düşünmüştüm ama bu kitapta çok fazla hatasının olduğunu düşünüyorum. Aşk bu değil. Evet Feyre onu kışkırtmış olabilir ama içindeki canavara engel olmayı, onu kontrol altında tutmayı bilmeliydi diye düşünüyorum. Thesan'ın sarayında söylediği şeyler çok çirkin ve bel altıydı. Tam kuyruk acısı olan erkek modundaydı ağzına iki tane çakmak istedim. Ama sondaki yaptıkları yüzünden görmezden gelebiliriz sanırım. Lucien'in en büyük sebeplerden biri Elain olsa da Feyre'yi yalnız bırakmayıp onunla birlikte mücadele etmesi çok güzeldi. Rhysand zaten bu kitabın incisi diye düşünüyorum ya o kadar güzel bir erkek karakter yaratmış ki yazar, böyle bir eşi varsa ve ondan ilham aldıysa çok şanslı