"Ben senelerce Beyoğlu'na ayak değdirmedim ama sonra laboratuvar-da çalışmak için bizim sokaklarda dolanıp durdum. Tamam, kuleye yaklaşmadım ama sensiz Beyoğlu'nda yürüdüm. Öyle güzel değildi oralar. Şimdiki gibi her bir taşı neşe vermiyordu. Sensiz kule, gözyaşından başka ne versin? Şavşat'ın içimdeki anlamı sen ayak bastın diye değişiyor. Ben sensiz de yaşadım Ozan. Ölmedim, yaşadım. Sen olmazsan, yine ölmem, yaşarım. Ama hiç tat almam. O yüzden cennet her neresiyse, bu dünyada mı, öte tarafta mı, ırmağından bal mı akar, ağacından şeker mi toplanır, bilmiyorum. Bilmiyorum ama sen yoksan cennet olmayacağına eminim."
Masalımızın kahramanları olan Nazike ve iskeçeli çoğu zaman el ele yürüyordu ancak Nazike ara ara heyecana kapayıp o eli bırakıyor ve dört nala koşuyordu. Şapkası ile saçı arasında sıkışmış bir tutam çiçek vardı, Nazike koşuyorsa bir çiçek görmüş demektir, o tutama bir yenisini ekliyordu. Tepelerindeki yastığı andıran bulutlar; onlara eşlik eder gibiydi; beraber yolculuk ediyorlardı. Ve İskeçeli...
O benim toprağıma ayak basmış en güzel yolcuydu. Kalbimi almak için gelmiş, vazifesini layığıyla tamamlamış; kalbimin yanında aklıma da benden almıştı.
Hani bir hikâye var, akreple kurbağanın hikayesi. Kurbağa yardım eder. akrebi suyun karşısına geçirir, akrep kurbağayı zehrine boğup huyum böyle der. Bizim hikayemizde bir de bal porsuğu var. Bal porsuklarının zehre bağışık olduğunu biliyor muydunuz? Doğuştan gelen bir şey değil. Arıydı, yılandı, sokula sokula zehre bağışıklık geliştiriyorlar. Ben kurbağaydım öldüm, bal porsuğu zehirle yaşadı. Akrebe gelince... İnsanlar akrebin ateş karşısında intihar edip kendi zehriyle öldüğünü düşünüyor. Yahut korktukları zaman kendini sokup da intihar ettiğini... Yalan. Akrepler kendi zehrine karşı duyarsızdır, böyle ölmezler. Nasıl öleceklerini de bilmem. Bildiğim tek şey olanın zavallı kurbağaya olduğu. Ama bir de ne var biliyor musunuz? Ne diye bir akrebi sırtında taşırsın, ey kurbağa? Merhametin batsın. Batsın da... Da'sı şu; merhamet mizaçtan gelir, onu yıkamazsınız.
Kırıtıyorum, gülüyorum, savruluyorum. Kimden izin alacağım ki bunun için? Dedeme nanik yapıyorum, çünkü paşa gönlümün üzerinde hiçbir kuvvet yok. Ey özgürlük ne tatlı şeysin!