Farklı anlatıcıları ve sanat tartışmalarıyla oldukça özgün bir roman, ama okuması düşündüğümden daha zordu.
Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanı, 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen; tarih, sanat, cinayet, aşk ve entrika içeren bir hikâye. Roman, Osmanlı minyatür sanatının altın çağında geçerken Doğu’nun geleneksel sanat anlayışı ile Batı’nın perspektifli resim anlayışı arasındaki çatışmayı anlatıyor.
Hikâyenin merkezinde bir cinayet var; ancak kitap klasik bir polisiye gibi ilerlemiyor. Romanın ilginç taraflarından biri de her bölümde farklı bir anlatıcı konuşuyor: bazen bir nakkaş, bazen bir kadın, bazen bir köpek, bazen bir ağaç hatta bir para. Her anlatıcı hikâyeyi kendi perspektifinden devam ettiriyor. Bu farklı bakış açıları romana ilginç bir derinlik katmış.
Anlatım tarzı özgün ve etkileyici. Ancak dili yer yer zorlayıcı. Polisiye, cinayet ve aşk unsurları olsa da bence bir çırpıda okunacak bir kitap değil.