Kenan Aklan

Tembellik Hakkı
Puan vermedi·48 syf.··
2024 49. kitabı
Bu kitap 1907 yılında yazılmış. Aslında kitap denemez 39-40 sayfa kadar süren bir risale dense yeridir. Fransız yazar bu kitapta der ki: “Sevme, içme ve tembellik dışında, bırakın her konuda tembellik edelim.” Tembelliğin dışında tembellik etmek derken vizyonu nirvanaya çıkarmış abimiz :) Şaka bir yana onun karşı çıktığı şey kapitalizmdir. Zira yazarın hayatını okuduğumuzda kendisinin önde gelen devrimcilerden olduğunu görürüz. Ayrıca çok ilginç bir bilgi vereyim, yazarın kayınpederi kim olsa beğenirsiniz? Karl Max. Dolayısıyla yazarın bu görüşlere sahip olması şaşırtıcı olmasa gerektir. Karl Max’ın damadına: “Bak damat, kızımı sana verdim sen çalışmayı sevmezsin ama ona iyi bak.” dediğini öğrendim bu kitaptan. Eee baba yüreği, Karl Max da olsan söz konusu kızın olunca ele verir salkımı durumları kaçınılmaz oluyor. Yanlış anlaşılmasın, yazar çalışmanın sömürü aracı olarak kullanılmasına değil çalışmanın kendisine karşıdır. Dolayısıyla ezberleri bozan, sıradışı bir sistem eleştirisine şahit oluyoruz kitapta. (Acaba yazar kayınpederi Karl Max’a ne cevap vermiştir çok merak ediyorum: “Tamam babacığım kızın bana emanettir. Gerçi düğünümde oynamadın ama neyse.” Ya da tembellik hakkını kullanıp cevap vermemiş olma ihtimali de yüksek)
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Kapra Yayıncılık · 202013,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Huzursuzluk, Tam Bir Huzursuzluk Nedeni
1/10
·160 syf.··
2024 48. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2024 00:55
Huzursuzluk IŞİD zulmünden kaçan Ezidi bir kadının hikayesinin anlatıldığı romanın hikayesini biraz zayıf buldum. Romandaki bazı karakterler arasındaki öykü, havada kalıyor. Bir yere bağlanacak diye beklenti içerisinde oluyorsunuz ama bu beklenti boşa çıkıyor. Ayrıca IŞİD denen oluşumla ilgili kitapta bir tek satırda bile ABD eleştirisi göremedim. Bir iki zayıf batı tenkidinden öteye gidememiş şikayetler ve yakınmalar. Halbuki bu oluşumu başımıza kimin bela ettiğini bilmeyen kaldı mı? Ezidilikteki günahları anarken bunlar bana garip geldi dedikten sonra gerçi bizde de şunlar şunlar günah diyerek İslam’la hiç alakası olmadığı halde sadece halk inanışı olan şeyleri günah olarak değerlendirmesi cehaleti mi kötü niyetli bir algı oyunu mu anlayamadığım bir durum oldu. Yani koskoca Zülfü Livaneli İslam’da bunların günah olmadığını bilmiyor mu? Geceleri tırnak kesmemek, aynanın üstüne tülbent örtmek, cumartesileri çamaşır yıkamamak, ateşe tuz atmak, kurşun dökmek… Bunların hiçbirisinin İslam’da günah olmadığını hepsinin hurafe olduğunu çok küçük bir araştırmayla dahi öğrenebilir insan... Bir taraftan Afrodit’e benzettiği bir Amerikan vatandaşı olan Angelina Jolie, diğer tarafta Ezidilik de ne imiş bizde ne rezil adetler var diyerek yerin dibine soktuğu bizim insanımız… Bizim ordumuzdan eleştirel bahsedilirken Amerikalı polisle ilgili “polis arkadaşlar” Demek çeşit çeşit İslam var denilerek ironi yapmak suretiyle sanki IŞİD=İslam denmiş oluyor. Amerika’da Türk vatandaşı öldürülüyor. Ağlamaya başlıyorlar. Sonra polislerle doktorlar da ağlamaya başlıyorlarmış. Polisler de çok üzülmüş… “IŞİD’in yarım bıraktığı işi Cihatçı Müslümanlar ile Haçlı Naziler bitirdi” diyor. Dikkat edilirse Hıristiyan Naziler demiyor. Haçlı Naziler diyor. Çünkü Hıristiyanların hepsi Nazi değil.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
Mavi geceler
8/10
·200 syf.··
2024 26. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2024 03:05
Yazarın vefat ettiği evlatlık kızının ardından onun için kaleme aldığı kitap. Başından sonuna kadar kendisini hissettiren yas, ağıt, hüzün. Ölüm zaten acı. Hele evladın kaybı anlatılamaz bir duygu. Bir anne bunu nasıl kaleme alabilir? Gerçekten zor değil mi? Aslında kitapta bu zorluğun, ölüm karşısındaki çaresizliğin, ne yapacağını bilememenin izlerini görüyoruz ve anneye empati duyduğumuzu fark ediyoruz. Ama ne demişler? “Ateş düştüğü yeri yakar...” Bazı alıntılar: Bellek silikleşiyor; bellek kendini ayarlıyor, anılar kendilerini anımsadığımız inandığımız şeylere uyduruyor… O yoğun bakım servislerinin üçüncüsünde ‘bu onun başına gelmemeliydi’ diye düşündüğümü hatırlıyorum… haksızlığa uğramışçasına, onunla bana özel bir muafiyet sözü verilmişçesine… Korunamaz olanı korumaya ant içmek gibi bir muammadan mı söz ediyoruz Daha mavi geceleri başlamadığı halde havanın çoktan karardığına ilişkin kesin ihbarlar… Dikkat edin! Mutluluğu, sağlığı, sevgiyi, şanslı ve güzel çocukları hala sıradan dilekler sayıyorduk…
Mavi GecelerJoan Didion · Domingo Yayınevi · 201481 okunma
Kıraatlerin Tefsire Etkisi
Puan vermedi·328 syf.··
2024 19. kitabı
Yazarın 2015 yılında doktora tezinin kitaplaştırılmış hali. Eserde erken dönem tefsiri denince ilk akla gelenlerden İbn Cerîr et-Taberî'nin (öl. 310/923) Câmi'u'l-beyân an te'vîli âyi'l-Kur'ân'ı ile Ebû İshâk ez-Zeccâc'ın (öl. 311/923) Me'âni'l-Kur'ân ve i'rabuhû eserlerindeki tefsir yorumlarının kıraat bağlamında incelenmiştir. Görüldüğü gibi her iki müfessir aynı dönemde yaşamıştır. Aynı zamanda her ikisinin dilcilik yönü de bulunmaktadır. Kıraatlerin Arap dili ile olan ilişkisi çerçevesinde anlam üzerinde etkisinin olup olmadığı ortaya konulmuştur. Sözü edilen âlimlerin kıraat metotları tespit edilmeye çalışılan bu eseri alanla ilgili çalışanlara öneririm.
Din İslam
Erken Dönem Tefsirlerinde Kıraat Yorum İlişkisiNecattin Hanay · Hikmet Yayınları · 20212 okunma
Önermiyorum, Neden mi?
1/10
·240 syf.··
2019 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2019 13:04
Antik çağın ilk filozoflarından olan Miletli Thales’e göre her şeyin ana unsuru, ana maddesi, her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk neden “SU”dur. Bir yakınımın sorması ve bilgi almak istemesi üzerine okuduğum “Su Kanunu” kitabının ana teması işte Thales’in arkesi (ilk madde) benzeri bir düşünce yapısına sahip. Yani her şeyin ilk maddesi su’dur. Her şey ondan meydana geldiği gibi her hastalığın çaresi de sudadır. Zaten kitap “Her şeyi sudan yaratan Allah’a hamdolsun” cümlesiyle başlayarak bize içeriğiyle ilgili izlenim sunar. Çok uzatmadan kitapla ilgili görüşlerimi belirtmek istiyorum: Kitabın başından sonuna kadar hep “sır” veriliyor. Sır demek, kimsenin bilmediği ya da çok az kişinin bildiği bilgilerdir. Bu da okuyucu üzerinde yazar hakkında “ben kimsenin bilmediği sırlar biliyorum.” görüşünü düşündürme sonucunu veriyor. Ayrıca kitabın başından sonuna kadar bu bilgileri yazara verdiğini anladığımız gizemli bir şahıstan bahsediliyor. Hatta Hakiki Tur Dağı’nda -sahte Tur Dağı neresi- kendisine bir takım bilgiler verildiği söyleniyor.[ii] Kitabın sonunda tek bir cümlede adı geçen ve adının Tekin Gökberk olduğunu öğrendiğimiz bu şahısla ilgili hiçbir ayrıntı verilmiyor. Yazarın başka kitabı olan “Size Bir Sır Vereceğim” kitabında hayatıyla ilgili bilgi verildiği söyleniyor sadece. Daha önemlisi kitabın yazarı hakkında biz hiçbir bilgiye sahip olamıyoruz. Ne başında ne sonunda ne de kapakta Mustafa Kaya’nın hayatıyla ilgili bilgi verilmemesi “Nerede doğdu, nerede okudu, mesleği nedir?” gibi soruların cevaplarının -maalesef- havada kalmasına neden oluyor. Çünkü kitabı okurken kendisinin hep laboratuvarlarda bilimsel çalışmalar yaptığından bahsediyor. Bu da yazarın “doktor, kimyager ya da biyolog” gibi mesleklerden hangisinde olup olmadığıyla ilgili zihinde sorular
Su KanunuMustafa Kaya · Fenomen Kitaplar · 20162,188 okunma