Yazarın vefat ettiği evlatlık kızının ardından onun için kaleme aldığı kitap. Başından sonuna kadar kendisini hissettiren yas, ağıt, hüzün. Ölüm zaten acı. Hele evladın kaybı anlatılamaz bir duygu. Bir anne bunu nasıl kaleme alabilir? Gerçekten zor değil mi? Aslında kitapta bu zorluğun, ölüm karşısındaki çaresizliğin, ne yapacağını bilememenin izlerini görüyoruz ve anneye empati duyduğumuzu fark ediyoruz. Ama ne demişler? “Ateş düştüğü yeri yakar...”
Bazı alıntılar:
Bellek silikleşiyor; bellek kendini ayarlıyor, anılar kendilerini anımsadığımız inandığımız şeylere uyduruyor…
O yoğun bakım servislerinin üçüncüsünde ‘bu onun başına gelmemeliydi’ diye düşündüğümü hatırlıyorum… haksızlığa uğramışçasına, onunla bana özel bir muafiyet sözü verilmişçesine…
Korunamaz olanı korumaya ant içmek gibi bir muammadan mı söz ediyoruz
Daha mavi geceleri başlamadığı halde havanın çoktan karardığına ilişkin kesin ihbarlar…
Dikkat edin! Mutluluğu, sağlığı, sevgiyi, şanslı ve güzel çocukları hala sıradan dilekler sayıyorduk…