“Ben senin önünde değil,dünyanın çektiği acılar önünde eğiliyorum Sonya”
Dostoyevski’nin bu başyapıt eserini daha iyi anlayabilmemiz için dönemin koşullarını sosyolojik ve felsefik olarak ele alalım.
Romanda olaylar Petersburg şehrinde yaşanmaktadır.Rusya,Batı Avrupa’yı örnek alarak kökten değişmektedir.Petersburg’da birbirini tanımayan insanlar yaşar ve insan ilişkileri kuşkuculuk,güvensizlik üzerine kurulmaktadır.
Dostoyevski ve Tolstoy’un en iyi eserlerini yayınlandıkları sırada Almanya’da Schopenhauver ve Nietzsche önderliğinde Nihilizm akımı(hiççilik) yükselmektedir.Bu akımdan Rus yazarlarımız da etkilenmektedir.
Romanda daha çok Raskolnikov’un ruh halinden bahsedilmektedir.Cinayet! Evet tam anlamıyla bir cinayet işlenmektedir.İlk olarak cinayet işleme nedeni yoksulluk olarak görülse de aslında yazar birçok soruyu aklımıza getirmek istemektedir:Suç işleme eğilimi tüm insanlarda var mıdır yoksa gerekli koşullarda mı ortaya çıkar?
“Suç sosyal düzenin anormalliğine karşı protestodur.” Peki toplum olağan şekilde örgütlenecek olsa bütün suçlar birden durmaz mı?
Raskolnikov’un üniversite yıllarında yazdığı yazılar da Nietzsche felsefesiyle paraleldir.Raskolnikov üstün insan düşüncesinden bahseder.Tarihe adını yazmış olan Napolyon,Muhammed gibi kişilerin sokaktaki insanlardan farklı olduğunu söyler.Ve sıradan olan insanlar,sıradan olmayanların dediklerini yapmak zorundadır.Raskolnikov da kendini onlardan sayar.Yazılı adaletin gücüne inanmaz,dine inanmaz,Katerina İvanovna gibi insanların yaşamaları için hiçbir sebep yoktur.Ancak üstün insanlar bunu düşünmezler yapması gerekenleri yapmak için doğmuştur.Cinayet işlendikten sonra büyük bir vicdan azabı duyar.Yalnızca cinayetten dolayı değil,Raskolnikov artık üstün insan düşüncesini kaybetmiş,inandığı tüm