Salinger, ''Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.'' der.
Fi- Çi- Pi serisini okuduğumdan beri bu söz sürekli kafamda dönüp dururdu. Aeden'i okuyup bitirdikten sonra bu söz tekrar aklıma geldi, Akilah Azra Kohen için. Aeden'e konusunu okumadan başladım neyle karşılaşacağıma dair herhangi bir fikrim yoktu. İlk 100 120 sayfaya kadar hayal kırıklığı yaşayarak kitabı okudum.. bitireceğimden bile şüpheliydim. Sonra kitap bir anda şaha kalktı. Kalkış o kalkış. Elimden bırakamadım. Kitabın başında söylediğim her sözü yuttum.Eksik bulduğum birkaç husus yok değil mi..? Tabi ki var. Özellikle olay örgüsünde kafama takılan konular vardı ve sonu biraz havada bitti (Nakar'dan önceki kısımdan bahsediyorum).
Kitabın başında yazar demiş ki, bu romandaki kurgu masal gibi gelebilir ama o kurgu gerçeklerin kelime kelime örülmüş halidir, masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara! Bunu okuduktan sonra dedim ki kendime, eğer kurgusal olarak olay örgüsünde fi-çi-pi serisindeki gibi hatalar görürsem buna aldırış etmeyeceğim yazarın asıl anlatmak istediklerine, alt metinlerinde vurguladığı felsefeyi baz alacağım.Nitekim öyle oldu. Sonuna veya gidişattaki şeylere takılmadan okudum. Kitabın felsefesi,alt metinlerinde verilen mesajlar,eleştiriler, verilen bilgiler beni benden aldı götürdü. Aeden'den geriye araştırmam gereken uzun bir liste ve dönüp dönüp bakacağım altı çizili sayfalar kaldı. Yazarın yarattığı dünya, oluşturulan yaşam formları cok yaratıcıydı. Sonje ve Numi'nin dünyaya gelmesi PK filmini, dünyaya geldikten sonra insanlara,moderniteye bakışları,eleştirileri Göğü Delen Adam kitabını anımsatti ki filmi de kitabı da çok severim. Bu