Uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım ve sonunda okuyup bitirdiğim bir kitaptan bahsetediğim, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç adlı eserine ilişkin inceleme yapmak istedim, bu inceleme kapsamında sadece okuyup da anladıklarımla kalmayıp, bu kitap ile alakalı olarak yapılan incelemelere ilişkin makalelelere de değineceğim, ülkemizin 1910 yılına yani İstabul’a gidiyoruz, bir hayal kursam halley kuyruklu yıldız dünyaya yaklaşıyor ve ve şehirde büyük bir panik, bu sefer de Eyvah dünyanın sonu mu geldi ? korkusu sarmış herkesi, işte burada yazar, bu büyük atmosferi yani bilinmeyene karşı duyduğumuz o kadim korkuyu söylentilerin gücünü bundan yaklaşık 100 yıl öncesinden yazmış,
Hüseyin Rahmi Gürpınar. 1864-1944 arası yaşamış. Müthiş üretken bir kalem. İnanılmaz bir gözlem gücü var, İstanbul'un sokaklarını, insanlarını, o dönemin çalkantılarını sanki bir kamerayla kaydediyor gibi ama bunu yaparken mizahı hiç eksik etmiyor. Gerçekçi, hatta natüralist diyebilirim, Onun sanat anlayışı da önemli burada. Ahmet Mithat Efendi gibi halk için sanat diyor. Yani o Servet-i Fünun'un daha seçkinci "sanat için sanat" tavrından oldukça uzak.
Yazarın en büyük isteği edebiyatı sokağa indirmek, halkı edebiyat ile aydınlatmak, cehaletle o batıl inançla tamamen savaşmak istiyor, bu yaklaşım da diline yansıyor, aslında o dilin içerisinde ağdalı süslü bir dil kesinlikle yok, kahramanlar kendi doğal ağızlarıyla konuşuyorlar, Sanki gerçekten o mahalle kahvesinden ya da kadınların gün toplantısından fırlamış gibi diyaloglar. bu sadece gerçeklik katmıyor. Aynı zamanda o karakterler arasındaki çatışmayı, gerilimi de besliyor ve okuması çok keyifli hale geliyor bu yüzden.
Yazarın özel hayatında da ilginç şeyler var. Mesela "Cadı" romanı