İlkbahar selleri sanırım insanın gençlik aşklarına vurgu yapmak adına kitab'a isim olmuş. Kahramanımız 22 yaşındadır, tesadüf eseri bulunduğu bir ortam onun hayatına damga vurur. Nişanlı bir kıza aşık olur ve kız nişanlısından ayrılıp onunla nişanlanır, evlilik drohaması yoktur. Dolayısı ile kahramanımız Rusya' daki arazisini satıp Evliliği için kullanacaktır. Arazisini satacağı kişi çocukluk arkadaşının eşidir. Garip bir evliliği olan arkadaşının eşi kahramanımız ile yalnız kalıp onu bir örümcek edası ile ağına düşürüp kendine aşık eder. Ve peşinden onu kendi gittiği şehre sürükler. Kahramanımız nişanlısını unutur. Aradan geçen 30 yılın sonrasında durumu gözler önüne serilir, eski nişanlı aklına gelir, evlenip Amerika'ya yerleştiğini ve çok mutlu olduğunu öğrenir. Kendisi ise hiç evlenmemiş ve yalnız kalmıştır. Gençlik çiçeklerin açtığı ve çiçeklerin kısa süreli dalda kalıp çıkan ilk rüzgarla savurulduğu bahar mevsimi gibidir. Kahramanımızda her çiçekten bal alayım derken kovandan da olmuş.
Şöyle bir yorumlara baktım, Avrupalı ve Rus halklarını çok iyi analiz etmiş diyorlar. Ortada bir kadın ve bir erkek varsa karakter heryerde aynı. Ticaret söz konusu isede aynıdır. Onların günlük rutin hayatları o dönem tüm klasiklerde aynı heryerden misafirliğe gelen insanlar, saatlerce masa başı sohbetler, konserler tiyatrolar aldatan aldanan eşler. Fakir halk.
Bu yüzden bu tarz yorumlara bir elma
Hayat bir masaldan, hikayeden başka bir şey değil"derdi amcası her günün sonunda, çocukluğunda . Hikaye ne peki? Unutulmuş yerlere geri dönme vaadi sadece. Amcası çoktan gitti; şimdi de büyük Hiçliğin rıhtımında, gemisinin gelip onu almasını bekleme sırası onda. İnsan kendine nasıl veda eder.
1922 yılı İzmir malum dönem, Osmanlı'nın yıkılışı ve gider ayak kendi menfati uğruna sevr antlaşması imzalanmış, Ülkenin çoğu yeri düşman işgalinde. Anlatıcımız Niko ölüm döşeğinde bize o dönemde küçücük bir çocukken yaşadıklarını aktarır. Annesi onu doğurduktan sonra kanamaları devam eder ve bir süre sonra ölür. Babası ise Osmanlı için savaşmak üzere Şam'a gönderilir ve bir daha dönmez. Niko büyük Annesi, dahilik ve delilik arasında gidip gelen amcası Polikarp ve ressam halası ile birlikte yaşar. En çok hala ile vakit geçirir.
İşgal sırasında bir Yunan aileyi anlatırken Türk halkının da onlar kadar mağdur olduğunu göstermek için Nazım'ı dahil eder kitaba. İnsan acısı her millette her ulusta aynıdır. Savaş çıkaranlar halkı değil kendi çıkarları için savaş çıkarır. Ve ölenler acı çekenlerde umru değildir. Ölüm döşeğindeyken gelen Papazı Niko istemez çünkü din adamları da savaşı çıkaranların çıkarları için çalışır onlarda rahatlarından ödün vermez küçücük çocukken onu nasıl kullandıklarını hatırlar.
Sahiplendiğimiz hiçbirşey bizim değildir. Biz sadece onların geçici kullanıcılarıyız. Ve hiçbişey sonsuz değildir.
Evrenin bir köşesine ait olma duygusundan ibaretti. Tıpkı bir annenin çocuklarını sahiplendiği gibi, insanın ruhunu sahiplenen bir toprak parçası.Bizi sahiplenen topraktır, ama bi onu sahiplenmek için savaşırız.