Zâten tâlihin büyük darbeleri insanda yekten teessür uyandırmaz. Evvelâ bir dalgınlık ,şaşkınlık, insanı muhîtinden tamamiyle ayıran ince bir hayret gelir. Dimağ, büyük felâketleri birdenbire değil, damla damla, alışarak kabul eder.
Başını eğmiş ve ahdetmişti:Kendisine ışık veren yüksek ruhlara lâyık bir talebe olduğunu hayâtı ile ispat edecekti. Çünkü bu kadar yüksek ve güzel şeyleri duymuş, öğrenmiş olmak insanı borçlu kılar. Öyle bir angajman ki, insan bunu ancak hayâtının pürüzsüz temizliği ve eserinin bütünlüğü ile ödeyebilir. Halbuki Nûran daha ilk adımda sendelemiş ve düşmüştü.