Şeyma

Şeyma
@fevaid
Neden ilim tahsil etmek...
Bersisa isminde bir zat, inzivaya çekilmiş, gece-gündüz vakti Allah'a (c.c) ibadetle geçer ve hiçbir kötülükte bulunmazdı. Bu zatı şeytan aleyhilla'ne kandırmak için türlü hilelere başvurdu. Fakat bir türlü kandıramadı. En sonunda şeytan işin kolayını bulmuştu. Çünkü Şeyh Bersisa, âmil, mütteld, züht ü takva sahibi bir zattı ama, âlim değildi. Yani ilm-i zahiri yoktu. Ondan dolayı onu kandırmak kolay olacaktı. Plânını şöyle tatbik etti: Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa'nın ibadet ettiği yere varıp kapısını çaldı. Şeyh Bersisa kapıyı açtıktan sonra, kim olup, nereden geldiğini ve niçin geldiğini sordu. Şeytan Alleyhilla'ne ona şu, cevabı verdi: — Ben dünya nimetlerinden uzak, ömrünü Allah'a ibadetle geçirmek isteyen bir kimseyim. Bir Allah dostu bulup kendime arkadaş edinmek için çok yer dolaştım, fakat sizden başka bir kimseye rastlamadım. Memleketine yaklaştığımda, sizin isminizi duydum. Sizin de bütün gayretiniz Allah'ın rızasını kazanmak olduğuna göre, beni de kabul buyur da, beraber ibadete devam edelim.» dedi. Şeyh Bersisa, onun şeytan olduğunu ve kendisinin ayağını kaydırmak için geldiğini nereden bilecekti. Arkadaşlığı kabul etti... Beraber ibadete başladılar. Aradan zaman geçiyor, Şeyh Bersisa ibadet ediyor, yiyor içiyor ve diğer insanlar gibi yaşıyor, lâkin Şeytan Allah'a öyle ibadet eder gözüküyor ki yemiyor - içmiyor, yatıp uyumuyor ve bütün zamanını ibadet ederek geçiriyordu. Şeyh Bersisa, yeni dostuna hayran kalmıştı. Aradan- çok zaman geçmeden dayanamayarak: — Ey Allah'ın salih kulu, sen bu mertebeye nasıl yetiştin. Ben senelerden beri ibadet ederim, yeyip içmekten kurtulamadım. Sense bütün zamanını ibadete ayırabiliyorsun. Ne olur, bunun sırrını bana da öğret de,
Din
Şeyma
Evet katılıyorum..Benim yorumum değil Osman Nuri Topbaş hocanın müslümanın kendisiyle imtihaninda tasavvuf adlı kitabından bir alıntıydı. Belirtmeyi unutmuşum. Hayırlı günler dilerim
Reklam
Neden ilim tahsil etmek...
Bersisa isminde bir zat, inzivaya çekilmiş, gece-gündüz vakti Allah'a (c.c) ibadetle geçer ve hiçbir kötülükte bulunmazdı. Bu zatı şeytan aleyhilla'ne kandırmak için türlü hilelere başvurdu. Fakat bir türlü kandıramadı. En sonunda şeytan işin kolayını bulmuştu. Çünkü Şeyh Bersisa, âmil, mütteld, züht ü takva sahibi bir zattı ama, âlim değildi. Yani ilm-i zahiri yoktu. Ondan dolayı onu kandırmak kolay olacaktı. Plânını şöyle tatbik etti: Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa'nın ibadet ettiği yere varıp kapısını çaldı. Şeyh Bersisa kapıyı açtıktan sonra, kim olup, nereden geldiğini ve niçin geldiğini sordu. Şeytan Alleyhilla'ne ona şu, cevabı verdi: — Ben dünya nimetlerinden uzak, ömrünü Allah'a ibadetle geçirmek isteyen bir kimseyim. Bir Allah dostu bulup kendime arkadaş edinmek için çok yer dolaştım, fakat sizden başka bir kimseye rastlamadım. Memleketine yaklaştığımda, sizin isminizi duydum. Sizin de bütün gayretiniz Allah'ın rızasını kazanmak olduğuna göre, beni de kabul buyur da, beraber ibadete devam edelim.» dedi. Şeyh Bersisa, onun şeytan olduğunu ve kendisinin ayağını kaydırmak için geldiğini nereden bilecekti. Arkadaşlığı kabul etti... Beraber ibadete başladılar. Aradan zaman geçiyor, Şeyh Bersisa ibadet ediyor, yiyor içiyor ve diğer insanlar gibi yaşıyor, lâkin Şeytan Allah'a öyle ibadet eder gözüküyor ki yemiyor - içmiyor, yatıp uyumuyor ve bütün zamanını ibadet ederek geçiriyordu. Şeyh Bersisa, yeni dostuna hayran kalmıştı. Aradan- çok zaman geçmeden dayanamayarak: — Ey Allah'ın salih kulu, sen bu mertebeye nasıl yetiştin. Ben senelerden beri ibadet ederim, yeyip içmekten kurtulamadım. Sense bütün zamanını ibadete ayırabiliyorsun. Ne olur, bunun sırrını bana da öğret de,
Din
Şeyma
Dînî bir kisve altında, dîne ve dindarlara zarar veren kimseleri teşhis hususunda en kat’î ölçü, Kitap ve Sünnet’tir. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri der ki: “Bir ki­şi­yi ha­va­da uçar­ken bile gör­se­niz, hâ­li Ki­tap ve Sün­ne­tʼe uy­mu­yor­sa bu bir (kerâmet değil) istidraç­tır.”
Mümkün mertebe düğünlere gitmiyorum. Çünkü düğünlerde insanlar ne göründüğü gibi oluyor, ne olduğu gibi görünüyor. Tanımadıklarımı zaten tanımadığım gibi, o mekânlarda, tanıdıklarım da tanınmazlaşıyor. Herkes gerçekte ne olduğunu bilse de, o gün kendisine ve herkese yalan söylüyor. Kendi hallerinden mutlu olmayanlar, bir günlük kraliyet fotoğrafı ile mutlu olacaklarını zannediyor.
Sayfa 202·Kitabı okudu
Din
Şeyma
Buradaki bütün bir denemenin içindeki küçük bir alıntı. Genelleme değil.. bütün olarak görmek isterseniz yaklaşık 7 sayfa olan denemeyi size gönderebilirim
'İyi insan' olmanın yolu ' ideal şartlar'dan ve ' mükemmel ortamlar'dan geçmiyor oysa. Kaderimiz anne-babalarımızın ellerine verilmiş de değil. Bizim kişiliğimizi şekillendiren asıl unsur onlar değil, onlar bizi bu kişiliğe mahkûm etmiş de değil. Aynı şekilde, çocuklarımızın kaderini ve kişiliğini ellerimizde tutuyor değiliz. Bilakis denklemi şöyle kurmak gerekiyor: Anne-babalarımızın bize nasıl davrandığı, anne-babalarımızın imtihanıdır. Bizim imtihanımız ise, o davranışları nasıl içselleştirdiğimiz, nasıl yorumlayıp şekillendirdiğimiz.... Yoksa, irade denilen şey insana neden verilmiş olsun?
Sayfa 22·Kitabı okudu
Din
Şeyma
Amin. Allah razı olsun hayırlı günler dilerim
'İyi insan' olmanın yolu ' ideal şartlar'dan ve ' mükemmel ortamlar'dan geçmiyor oysa. Kaderimiz anne-babalarımızın ellerine verilmiş de değil. Bizim kişiliğimizi şekillendiren asıl unsur onlar değil, onlar bizi bu kişiliğe mahkûm etmiş de değil. Aynı şekilde, çocuklarımızın kaderini ve kişiliğini ellerimizde tutuyor değiliz. Bilakis denklemi şöyle kurmak gerekiyor: Anne-babalarımızın bize nasıl davrandığı, anne-babalarımızın imtihanıdır. Bizim imtihanımız ise, o davranışları nasıl içselleştirdiğimiz, nasıl yorumlayıp şekillendirdiğimiz.... Yoksa, irade denilen şey insana neden verilmiş olsun?
Sayfa 22·Kitabı okudu
Din
Bünyamin ARSLAN isimli okura yanıt verildi
Şeyma
Evet size katıyorum. Ne demek istediğinizi anladım. İradesi olmayan çocukların da bir sahibi, Rabbi var. Anne-babanın da çocuklarına nasıl davrandığı imtihanın bir diğer boyutu. Yani Allah ebeveynlere çocuklarına karşı sınırsız hak tanımıyor. Şimdi zulüm altında çok kötü yetiştirilen cocuklara gelecek olursak, doğduğumuz zaman ailemizi, bulunduğumuz çevreyi kendimiz seçmiyoruz, bizi bu anne-babanın evladı olarak murad eden Rabbimiz. Bizden kendi şartlarımız icinde güzel bir kul olmamızı istiyor. Hatta bize belki zulmeden anne babamıza dahi 'üf ' bile deme ikazıyla elimizi kolumuzu bağlıyor. Bize düşen çocukken ne yaşamış olursak olalım bunu günahlarımıza bir perde olarak görmeyip iyi bir kul olarak yaşamak. Anne-babamıza düşen ise bizi fitratımızı bozmadan İslam üzerine yetiştirmesi. Bilinçsiz anne babaların hataları elbette çok ama bu anne babaların çocuklarının yüzde yüz kişilik bozukluğuna sahip olduğu düşüncesi çok doğru mu bu tartışılabilir. Zaten kitapta da bunu anlatıyor bir çok yerde. Firavun'un sarayından peygamber olarak çıkan Hz Musa'yı, Nemrut'un yönetiminde put yapıcısı Azer'in çocuğu olan Hz İbrahim'i, cahiliyenin kibir abidesi anne-babalarının çocukları olan sahabeyi örnek veriyor. Çocuk olay anında iradesiyle bunu nasıl içselleştirebilir bunu bilmiyorum. Beş yaşındaki çocuk bunları düşünemez muhakkak ama büyüdüğünde yaptığı her hatanın sorumluluğunu anne babasınına, yaşadıklarına, çevresine yükleyemeyeceğini öğrenmiş oldum bu kitap ile :) ve en azından kendi anne-babama karşı sevgim arttı :)
Reklam