Yaşanan mekâna ve zamana verilen bu fevkalade ehemmiyetten kurtulmalı. Dışarıda olup bitenlerden sıyrılmalı. Varsın eski şehir bütün çarşıları ile yerle yeksan olsun, varsın bütün dutlar kesilsin. Onu bunca yıl koşturan, içini fırtınalarla doldurup enginlere salan hırs, bu dış görünüşten kaynaklanmıyor mu ? İnsanlar bir meta değil. Olmamalı..
Toprağın üzeri asfaltla kaplanmalı, insanlar arabalara binmeli ayakları yerden kesilmelidir. Sebzelere sun'i gübre verilmeli, tüpte çocuk üretilmelidir. Yeryüzü devasa bir tiyatro sahnesidir, herkes rolünü ezberlemeli.
Uzun, etekleri ayaklarıma varan bir manto, başımı, saçlarımı çepeçevre saran, omuzlarıma inen bir başörtüsü içindeyim. Yüzüm boyasız, yüzüm yerli yersiz gülümsemelere kapalı. Bu halimle nikah salonunu dolduran kalabalıktan ayrılıyorum.
Ruhum: O zaten bu salondan içeri girmedi. İçeride olan ben: Yarısı annemin ısrarı, yarısı da şükran denilen kızla geçmişim, Bir hatıran (da) bitişi.