Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın yazmış olduğu tek romandır. Döneminde yoğun eleştiri oklarına maruz kalan bir yazardır. Eleştiri oklarından biri de ona roman yazamacağını yönünde yaptıkları mobbingtir. Yazarımız da eleştirilere meydan okuyarak harika bir roman yazmıştır. Fakat yazmış olduğu kitap ona pahalıya mâl olmuştur. Yazar, yine eleştiriden payını almıştır. Yazarın cinsel kimliği, dönemin kraliçesi dâhil olmak üzere pek çok kişi tarafından eleştirilmiştir. Kitabı yayımlanmak istenmemiştir. Şu an okumuş olduğum kitap da sansüre maruz kalan bir kitaptır. Yapıtta pek çok psikolojik öge yer alamaktadır. Bunun da eserin kalitesini artırdığını söylemek isterim. Ana karakterlerden biri olan Lord Henry tarafından oldukça kurnaz ama bir yandan da insana “Bir yandan da haklı aslında!” intibası uyandıran yorumlar yapılmıştır. Oscar Wilde’a göre Lord Henry; çevresinin, toplumun, dönemin onu olduğunu zannettiği kişidir. Freud’un yapısal kişilik kuramına göre “ego” olarak sınıfladığı konumu anlatan bir karakter olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Güzeller güzeli, kusursuz yüz hatlarına sahip olan Dorian Gray! Aslında dışı ne kadar güzelse içi de o denli çirkindi. Ölümüne dolaylı sebep olan Sibyl’den sonra yapmış olduğu davranışlar, söylemleri benim gözümde o kadar nefret uyandırıcıydı ki o sahnelerde bütün güzelliğine rağmen tamamen kendi değerini harcayan bir karakter oldu. Lord Henry’in ona hediye ettiği sarı kapaklı kitabı okuduktan sonra tamamen “çirkin” bir karakter olduğunu söylemek istiyorum. Ona layık olan bir ölümle kitap son bulduğunda geriye dönük bir sorgulama içerisine girdim. Bütün bu olanları zihnimde uzun bir süre derin derin düşünüp yorumladım. Dorian Gray, Oscar Wilde’ın başka bir çağda olma istediği kişiyi temsil etmekteydi. Freud’un yapısal kişilik
Yaşam denilen şeyin kendisi sinirlerle, dokularla, hücrelerle ilgili bir şeydir; düşünceler bu hücrelere gizlenir, arzular buralarda konuşlanıp hayaller kurar.